- Katılım
- 3 May 2020
- Mesajlar
- 16,562
- Çözümler
- 12
- Tepkime puanı
- 44,451
- Puan
- 113
- Konum
- FK
- Web sitesi
- forumkalemi.com
14.
Hande, rüyasından sonra uzun bir süre yerinden kalkamadı. Göğsünde tuhaf bir ağırlık vardı. Kalbi William’a gitmek istiyordu ama ayakları hâlâ kendi yolunda yürümekte kararlıydı.
Pencereyi açtı. Şehir sabaha uyanıyordu. İnsanlar, tezgahlar, uzaklardan gelen baharat kokuları…
Ama o, hâlâ çölde gibiydi.
O gün şehrin sokaklarında dolaştı. Ama her gördüğü şey ona William’ı hatırlattı.
Bir sokak müzisyeni, yumuşak bir melodi çalıyordu. Şarkı sözleri bilmediği bir dildeydi, ama anlaması gerekmiyordu. Çünkü William da kelimeler olmadan konuşan bir adamdı.
Bir kuyumcu vitrinine takıldı gözü. Kum sarısı bir yüzük… William’ın gözlerine benzediğini düşündü. Derin, sabırlı, sakin…
Elini göğsüne koydu.
Ve içinden şu cümle geçti:
“William, şu an ne yapıyor acaba?”
Ama sonra hemen düşüncelerini topladı. Kendi yolundaydı.
Geri dönmek gururuna dokunurdu.
Eğer kader istiyorsa, zaten yolları bir gün yeniden kesişecekti.
Ve Hande, gözlerini vitrinden çekip yürümeye devam etti.
William ise, rüyadan sonra günlerce eski kamp yerinden ayrılmadı.
Normalde hep yürüyen, hep arayan bir adamdı. Ama bu kez… sanki bir şeyin gelmesini bekliyordu.
Ama ne Hande’yi aramaya gitti…
Ne de ona bir mesaj yolladı.
Sadece, her sabah doğuya döndü.
Ve içinden şu cümle geçti:
“Eğer kader isterse, onun siluetini tekrar ufukta göreceğim.”
Bir gün, çölün ortasında bir kervan geçti.
William kamp ateşinin başında otururken, yabancı bir adam ona yaklaşıp su istedi.
William suyu uzattığında adam gülümsedi ve dedi ki:
“Senin gibi yalnız adamlar, ya birini bekler ya birinden kaçar.”
William hafifçe güldü.
Ve sadece şu cevabı verdi:
“Ben hiçbir şey yapmıyorum. Kaderin bana getireceğini bekliyorum.”
Adam omuz silkti ve kervanına döndü.
Ama William’ın içinde, o rüyanın yankısı hâlâ sürüyordu.
Hande’nin dokunur gibi olup dokunamadığı eli…
O vaha…
O sessiz bakışlar…
Özlem onu içten içe yiyordu.
Ama ilk adımı atan olmak istemiyordu.
Çünkü bazen bir adam, sevdiği kadının kendi yolunda büyümesini izlemeliydi.
Ve eğer kader isterse…
O kadın zaten bir gün geri dönerdi.
Ve böylece zaman geçti…
Ama her ikisi de aynı şeyi düşündüklerini bilmeden, ayrı ayrı özlemeye devam ettiler.
Ve kaderin onları ne zaman, nerede, nasıl bir araya getireceğini hâlâ bilmiyorlardı…
Ama içten içe bekliyorlardı.
Hande, rüyasından sonra uzun bir süre yerinden kalkamadı. Göğsünde tuhaf bir ağırlık vardı. Kalbi William’a gitmek istiyordu ama ayakları hâlâ kendi yolunda yürümekte kararlıydı.
Pencereyi açtı. Şehir sabaha uyanıyordu. İnsanlar, tezgahlar, uzaklardan gelen baharat kokuları…
Ama o, hâlâ çölde gibiydi.
O gün şehrin sokaklarında dolaştı. Ama her gördüğü şey ona William’ı hatırlattı.
Bir sokak müzisyeni, yumuşak bir melodi çalıyordu. Şarkı sözleri bilmediği bir dildeydi, ama anlaması gerekmiyordu. Çünkü William da kelimeler olmadan konuşan bir adamdı.
Bir kuyumcu vitrinine takıldı gözü. Kum sarısı bir yüzük… William’ın gözlerine benzediğini düşündü. Derin, sabırlı, sakin…
Elini göğsüne koydu.
Ve içinden şu cümle geçti:
“William, şu an ne yapıyor acaba?”
Ama sonra hemen düşüncelerini topladı. Kendi yolundaydı.
Geri dönmek gururuna dokunurdu.
Eğer kader istiyorsa, zaten yolları bir gün yeniden kesişecekti.
Ve Hande, gözlerini vitrinden çekip yürümeye devam etti.
William ise, rüyadan sonra günlerce eski kamp yerinden ayrılmadı.
Normalde hep yürüyen, hep arayan bir adamdı. Ama bu kez… sanki bir şeyin gelmesini bekliyordu.
Ama ne Hande’yi aramaya gitti…
Ne de ona bir mesaj yolladı.
Sadece, her sabah doğuya döndü.
Ve içinden şu cümle geçti:
“Eğer kader isterse, onun siluetini tekrar ufukta göreceğim.”
Bir gün, çölün ortasında bir kervan geçti.
William kamp ateşinin başında otururken, yabancı bir adam ona yaklaşıp su istedi.
William suyu uzattığında adam gülümsedi ve dedi ki:
“Senin gibi yalnız adamlar, ya birini bekler ya birinden kaçar.”
William hafifçe güldü.
Ve sadece şu cevabı verdi:
“Ben hiçbir şey yapmıyorum. Kaderin bana getireceğini bekliyorum.”
Adam omuz silkti ve kervanına döndü.
Ama William’ın içinde, o rüyanın yankısı hâlâ sürüyordu.
Hande’nin dokunur gibi olup dokunamadığı eli…
O vaha…
O sessiz bakışlar…
Özlem onu içten içe yiyordu.
Ama ilk adımı atan olmak istemiyordu.
Çünkü bazen bir adam, sevdiği kadının kendi yolunda büyümesini izlemeliydi.
Ve eğer kader isterse…
O kadın zaten bir gün geri dönerdi.
Ve böylece zaman geçti…
Ama her ikisi de aynı şeyi düşündüklerini bilmeden, ayrı ayrı özlemeye devam ettiler.
Ve kaderin onları ne zaman, nerede, nasıl bir araya getireceğini hâlâ bilmiyorlardı…
Ama içten içe bekliyorlardı.