-
- Katılım
- 1 May 2020
-
- Mesajlar
- 17,772
-
- Çözümler
- 1
-
- Tepkime puanı
- 48,391
-
- Puan
- 113
"yetim gibiyim," dedi.
tanıdığım kadarıyla ailesi de kalabalık: teyzeler, amcalar, kuzenler, yeğenler… ama o, bu kalabalık envanterin ortasında, göğsünün tam orta yerinde boşlukla yaşamaya çalışıyor. sekiz milyar insanız diyor istatistikler ve hemen hemen hepimiz kendimizi tıpkı arkadaşım gibi birazcık "yetim" hissediyoruz.
neden?
insan, var olduğunu anlamak için bir başkasının şahitliğine muhtaçtır. Ve yine insan kendi aksini bir başkasının yüzünde göremediğinde, anlam bağları koptuğunda, boşluğa düşer.
bizim düşüşümüz de buradan başladı bence.
sosyolojinin "sosyal entegrasyonun çöküşü" dediği şey, insanın o kadim zamanların "kutsal halka"sından birbirine yaslanan, nefesi nefesine karışan, birinin acısı ötekinin yasını tutan o güvenli kabile ateşinden kovulmasını anlatıyor aslında.
bireye "sen özelsin, sen teksin" diyerek şişirilmiş bir ego veren postmodern kültür sığınacak bir "biz" bırakmadı geriye.
kültürü inşa eden bizsek, bu kimsesizlik de bizim imalatımız demek.
"rahatım bozulmasın" diyen o uyuşuk halimizden, "kimse beni darlamasın" diyen o tahammülsüzlüğümüzden doğdu bu mesafe. biz de işin sonunda her "merhaba"yı sınır ihlali, her "nasılsın" sorusunu ödenmesi gereken bir borç senedi gibi görmeye başladık. birinin gözyaşına dokunmak, gereksiz bir duygusal mesai olarak görülüyor artık.
bu gidişatın bir dönüşü var mı, derseniz; var.
ama bu dönüş, öyle "hadi barışalım" demekle falan olmaz bence ya.
"benim hayatım, benim alanım" diyerek ördüğümüz dikenli telleri, ellerimiz parçalanma pahasına kesip atmayı gerektiriyor o dönüş.
birine "sana muhtacım" deme acziyetini gösterdiğimiz, birine "buradayım" diyerek omuz verdiğimiz gün, o sekiz milyar yabancı "hikâye" olmaktan çıkıp yeniden can olur bize.
yoksa biz, kendi inşa ettiğimiz o konforlu hücrelerde, sadece kendi sesimizin duvarlara çarpıp geri dönüşünü dinleyerek sağır olacağız. ellerimizin kanamasına razı olmazsak kimsenin kimseyi duymadığı, herkesin sadece konuştuğu o gürültülü masada, yetim gibi oturmaya devam edeceğiz.
ezgi akgül
16 şubat 2026
ankara
tanıdığım kadarıyla ailesi de kalabalık: teyzeler, amcalar, kuzenler, yeğenler… ama o, bu kalabalık envanterin ortasında, göğsünün tam orta yerinde boşlukla yaşamaya çalışıyor. sekiz milyar insanız diyor istatistikler ve hemen hemen hepimiz kendimizi tıpkı arkadaşım gibi birazcık "yetim" hissediyoruz.
neden?
insan, var olduğunu anlamak için bir başkasının şahitliğine muhtaçtır. Ve yine insan kendi aksini bir başkasının yüzünde göremediğinde, anlam bağları koptuğunda, boşluğa düşer.
bizim düşüşümüz de buradan başladı bence.
sosyolojinin "sosyal entegrasyonun çöküşü" dediği şey, insanın o kadim zamanların "kutsal halka"sından birbirine yaslanan, nefesi nefesine karışan, birinin acısı ötekinin yasını tutan o güvenli kabile ateşinden kovulmasını anlatıyor aslında.
bireye "sen özelsin, sen teksin" diyerek şişirilmiş bir ego veren postmodern kültür sığınacak bir "biz" bırakmadı geriye.
kültürü inşa eden bizsek, bu kimsesizlik de bizim imalatımız demek.
"rahatım bozulmasın" diyen o uyuşuk halimizden, "kimse beni darlamasın" diyen o tahammülsüzlüğümüzden doğdu bu mesafe. biz de işin sonunda her "merhaba"yı sınır ihlali, her "nasılsın" sorusunu ödenmesi gereken bir borç senedi gibi görmeye başladık. birinin gözyaşına dokunmak, gereksiz bir duygusal mesai olarak görülüyor artık.
bu gidişatın bir dönüşü var mı, derseniz; var.
ama bu dönüş, öyle "hadi barışalım" demekle falan olmaz bence ya.
"benim hayatım, benim alanım" diyerek ördüğümüz dikenli telleri, ellerimiz parçalanma pahasına kesip atmayı gerektiriyor o dönüş.
birine "sana muhtacım" deme acziyetini gösterdiğimiz, birine "buradayım" diyerek omuz verdiğimiz gün, o sekiz milyar yabancı "hikâye" olmaktan çıkıp yeniden can olur bize.
yoksa biz, kendi inşa ettiğimiz o konforlu hücrelerde, sadece kendi sesimizin duvarlara çarpıp geri dönüşünü dinleyerek sağır olacağız. ellerimizin kanamasına razı olmazsak kimsenin kimseyi duymadığı, herkesin sadece konuştuğu o gürültülü masada, yetim gibi oturmaya devam edeceğiz.
ezgi akgül
16 şubat 2026
ankara
Ziyaretçiler için gizlenmiş link, görmek için
Giriş yap veya üye ol.