sabah aşağı yukarı 04:00.
alarm 07:00'de çalacak.
uyusan bile ortalama 3 saat uyuyacaksın. gözler kan çanağı, yorganın altında "patatesli börek nasıl yapılır?" videosu izliyorsun.
mantıklı mı? hiç değil.
ama yapıyoruz.
o kafa o an başka çalışıyor işte.
diyorsun ki: "gün boyu başkasının gölgesinde eğildim, metrobüste başkasının koltuk altına sığındım, kalabalığın nefesine karıştım sık sık ve dilimin ucunda tuttuğum yumuşak itaati tekrar tekrar çiğnedim. şimdi bu sessiz evde, bu karanlık odada, bu anlamsız internette sadece ben varım. yarın yorgun olacağım biliyorum ama bu an benim anım."
her parçamız başka birinin "dosyasında" rehin kalmış durumda diye sanırım aşağı yukarı hepimiz benzer şeyler yaşıyoruz. uyuduğumuz an, o yarın sabahki "başkalarına ait hayata" geçiş yapacağımı bildiğimiz için de sanırım uyumuyoruz.
buna literatürde "intikam uykusu" (revenge bedtime procrastination) diyorlar.
jason statham'ın yeni filmi gibi duruyor terim ama yapamadıklarından ve sana yapılanlardan intikam almak gibi bir şey aslında anlamı. o börek videosu, o anlamsız kedi derlemeleri, wikipedia'da "penguenlerin diz kapakları var mı?" araştırması...
hepsi kişisel direnişimiz. hayattan belki de kendimizden intikam alma şeklimiz artık böyle maalesef.
kendi hayatımızın kontrolünü eline alabildiğimiz tek zaman dilimi o çünkü.
"rica ederim", "tabii ki", "hemen ilgileniyorum" cümlelerinin arkasına gizlediğin o gerçek "sen", gece 04:12'de bir videonun yorumlar kısmında ya da asla gitmeyeceğin bir şehrin emlak ilanlarında nefes alıyor yani. kaçsam ve gitsem her şey düzelecek atağının bir sebebi de bu bence.
sabah duvara boş boş bakarken "bu gece erken yatacağım" yalanını kendimize yine söyleyeceğiz o kesin. ama hepimiz biliyoruz ki, o patatesli börek bu gece yerini "japonlar nasıl bu kadar hızlı tren rayı döşüyor?" videosuna bırakacak. çünkü yine biliyoruz ki intikam soğuk yenen, gece 4'te izlenen ve sabah pişmanlıktan süründüren bir yemektir.
ezgi akgül
4 şubat 2026 / ankara
alarm 07:00'de çalacak.
uyusan bile ortalama 3 saat uyuyacaksın. gözler kan çanağı, yorganın altında "patatesli börek nasıl yapılır?" videosu izliyorsun.
mantıklı mı? hiç değil.
ama yapıyoruz.
o kafa o an başka çalışıyor işte.
diyorsun ki: "gün boyu başkasının gölgesinde eğildim, metrobüste başkasının koltuk altına sığındım, kalabalığın nefesine karıştım sık sık ve dilimin ucunda tuttuğum yumuşak itaati tekrar tekrar çiğnedim. şimdi bu sessiz evde, bu karanlık odada, bu anlamsız internette sadece ben varım. yarın yorgun olacağım biliyorum ama bu an benim anım."
her parçamız başka birinin "dosyasında" rehin kalmış durumda diye sanırım aşağı yukarı hepimiz benzer şeyler yaşıyoruz. uyuduğumuz an, o yarın sabahki "başkalarına ait hayata" geçiş yapacağımı bildiğimiz için de sanırım uyumuyoruz.
buna literatürde "intikam uykusu" (revenge bedtime procrastination) diyorlar.
jason statham'ın yeni filmi gibi duruyor terim ama yapamadıklarından ve sana yapılanlardan intikam almak gibi bir şey aslında anlamı. o börek videosu, o anlamsız kedi derlemeleri, wikipedia'da "penguenlerin diz kapakları var mı?" araştırması...
hepsi kişisel direnişimiz. hayattan belki de kendimizden intikam alma şeklimiz artık böyle maalesef.
kendi hayatımızın kontrolünü eline alabildiğimiz tek zaman dilimi o çünkü.
"rica ederim", "tabii ki", "hemen ilgileniyorum" cümlelerinin arkasına gizlediğin o gerçek "sen", gece 04:12'de bir videonun yorumlar kısmında ya da asla gitmeyeceğin bir şehrin emlak ilanlarında nefes alıyor yani. kaçsam ve gitsem her şey düzelecek atağının bir sebebi de bu bence.
sabah duvara boş boş bakarken "bu gece erken yatacağım" yalanını kendimize yine söyleyeceğiz o kesin. ama hepimiz biliyoruz ki, o patatesli börek bu gece yerini "japonlar nasıl bu kadar hızlı tren rayı döşüyor?" videosuna bırakacak. çünkü yine biliyoruz ki intikam soğuk yenen, gece 4'te izlenen ve sabah pişmanlıktan süründüren bir yemektir.
ezgi akgül
4 şubat 2026 / ankara
