-
- Katılım
- 1 May 2020
-
- Mesajlar
- 17,859
-
- Çözümler
- 1
-
- Tepkime puanı
- 48,519
-
- Puan
- 113
Bugün itibarıyla ibre artık döndü. Ramazan ayının çoğu gitti, azı kaldı, yarıyı geçtik. Rabbimiz, içinde bin aydan hayırlı Kadir gecesini de barındıran bu ikinci yarının, ilkinden daha hayırlı geçmesini nasip eylesin.
Hani bazen bir ayeti yüzlerce defa okursunuz ama bir an gelir ayetin mesajını yeni kavrarsınız. Dün bir ayet ile ilgili olarak tam da bunu hissettim. İsra sûresinin hemen başında İsrailoğullarından söz eden ayetler topluluğunun içinde küçük bir temasla Hz. Nuh’un adı geçiyor ve ondan söz edilirken إِنَّهُ كَانَ عَبۡدࣰا شَكُورࣰا “Muhakkak ki o, çok şükreden bir kuldu” (İsra 3) deniliyor. Âyette شَاكِراً “şükreden” denilmiyor, çok şükreden شَكُوراً deniliyor.
Bir an düşündüm. Hz. Nuh’un hayatını gözümün önünden geçirdim. Kavmi içinde 950 yıl peygamberlik yaptı (Ankebut 14). Bu süre zarfında kendi karısı ve oğlu dahil olmak üzere kavminin çok büyük bir kısmı ona inanmadı.
Kavminden kâfir olanlar ona “sen sapıtmışsın” dediler. Gemi yapması emredildiğinde gelip gidip ona güldüler ve alay ettiler. Sonunda yeryüzünde büyük bir tufan koptu ve gemide bulunan bir avuç müminden başka herkes boğuldu. Hz. Nuh, oğlunun kurtulması için yaptığı dua sebebiyle uyarıldı (Hud 46).
Şimdi dünyevî bir bakış açısıyla baktığımızda şu tabloda “çokça şükretmeyi gerektiren” hangi unsurlar var? 950 yıl boyunca çok az kişi iman ediyor. Kendi karısı ve çocuğu boğulanlar arasında. Ama Hz. Nuh “çokça şükreden bir kul” olarak örnek gösteriliyor.
Peki niçin İsrailoğullarından bahsedilen bir noktada Hz. Nuh, çokça şükretme yönü ile örnek olarak zikredilmiş olabilir? Tarihte İsrailoğulları da bir takım büyük badireler atlatmıştı. Firavunun zulmüne maruz kalmışlar, sonrasında Kudüs’ten sürgün edilmişlerdi. Allah daha sonra onları Hz. Musa ile Firavun zulmünden kurtarmış, tarih boyunca gönderdiği pek çok peygamberle onlara yol göstermiş, rehberlik etmiş, onlara çölde iken gökten bıldırcın eti ve kudret helvası indirmiş, çölün ortasında taştan su çıkarmıştı. Ama onlar bunca nimetlere nankörlük etmişler, her defasında Allah’a verdikleri sözleri bozmuşlardı. Bir zorlukla karşılaştıkları anda hep yakınıyorlar, şikayet ediyorlar, hiç şükretmiyorlardı. Mesela Hz. Musa, onları Firavun’un zulmünden kurtarmak üzere gönderildiğinde ona şöyle demişlerdi: “Sen gelmeden önce de bize eziyet ediliyordu, sen geldikten sonra da eziyet edildi (hiçbir şey değişmedi).” (Araf 129)
Hz. Musa, kavmine şükretmelerini nankörlük etmemelerini Allah’ın bir buyruğu olarak şöyle hatırlatmıştı:
“Hani Musa kavmine demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte ve oğullarınızı kesip, kadınlarınızı (kızlarınızı) bırakmakta olan Firavun ailesinden kurtardı. İşte bu size anlatılanlarda, Rabbinizden büyük bir imtihan vardır."
"Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti."
Musa dedi ki: "Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır." (İbrahim 6-8)
İşte Allah Teâlâ, bu laf anlamaz, söz dinlemez, şükür nedir bilmez topluluğa karşı Hz. Nuh’u örnek gösteriyor, onun yaşadığı tüm zorluk ve sıkıntılara rağmen şükrettiğini, hem de öyle böyle değil “çokça şükreden bir kul” olarak şükrettiğini söylüyordu.
Buradan bizim de almamız gereken dersler var.
Hayatımızdaki zorluk, sıkıntı ve musibet durumlarında çoğu zaman elimizdeki nimetleri unutur, sıkıntıları göz önünde bulundurarak, tıpkı İsrailoğullarının dediği gibi “hayatımda hep sıkıntılar var” diye düşünür, şükrü unuturuz. Oysa kul ne kadar zorluk ve sıkıntı içinde olursa olsun mutlaka sahip olduğu nimetler de vardır. Hz. Nuh’u düşünelim… Evet sıkıntılar ve zorlukları vardı ama sayıları az da olsa ona inananlar vardı. O, Allah’ın izniyle kendi alın teriyle çalışarak gemiyi bitirebilmişti. Tufandan canları sağ ve salim olarak kurtulmuşlardı. İnsanlık bundan sonra onun soyundan tekrar üreyecekti. Yeryüzünde küfrün hakimiyeti sona ermiş, beli kırılmıştı. İşte bunlar, çokça şükredilmeye değen nimetlerdi.
Bizim de hayatımızda mutlaka şükredeceğimiz sayısız nimetler vardır. Peygamberlerin yolu ve mesleği şükür yoludur. Peygamberlerin izinden gitmeyen, ayak diretenlerin yolu ise nankörlük yoludur.
Rabbimiz bizlere peygamberlerin yolundan gitmeyi, nimetlerin farkında olup şükretmeyi nasip eylesin. Bizleri nankörlükten muhafaza eylesin.
/ 16 Ramazan 1447 - 6 Mart 2026 Cuma
Hani bazen bir ayeti yüzlerce defa okursunuz ama bir an gelir ayetin mesajını yeni kavrarsınız. Dün bir ayet ile ilgili olarak tam da bunu hissettim. İsra sûresinin hemen başında İsrailoğullarından söz eden ayetler topluluğunun içinde küçük bir temasla Hz. Nuh’un adı geçiyor ve ondan söz edilirken إِنَّهُ كَانَ عَبۡدࣰا شَكُورࣰا “Muhakkak ki o, çok şükreden bir kuldu” (İsra 3) deniliyor. Âyette شَاكِراً “şükreden” denilmiyor, çok şükreden شَكُوراً deniliyor.
Bir an düşündüm. Hz. Nuh’un hayatını gözümün önünden geçirdim. Kavmi içinde 950 yıl peygamberlik yaptı (Ankebut 14). Bu süre zarfında kendi karısı ve oğlu dahil olmak üzere kavminin çok büyük bir kısmı ona inanmadı.
Kavminden kâfir olanlar ona “sen sapıtmışsın” dediler. Gemi yapması emredildiğinde gelip gidip ona güldüler ve alay ettiler. Sonunda yeryüzünde büyük bir tufan koptu ve gemide bulunan bir avuç müminden başka herkes boğuldu. Hz. Nuh, oğlunun kurtulması için yaptığı dua sebebiyle uyarıldı (Hud 46).
Şimdi dünyevî bir bakış açısıyla baktığımızda şu tabloda “çokça şükretmeyi gerektiren” hangi unsurlar var? 950 yıl boyunca çok az kişi iman ediyor. Kendi karısı ve çocuğu boğulanlar arasında. Ama Hz. Nuh “çokça şükreden bir kul” olarak örnek gösteriliyor.
Peki niçin İsrailoğullarından bahsedilen bir noktada Hz. Nuh, çokça şükretme yönü ile örnek olarak zikredilmiş olabilir? Tarihte İsrailoğulları da bir takım büyük badireler atlatmıştı. Firavunun zulmüne maruz kalmışlar, sonrasında Kudüs’ten sürgün edilmişlerdi. Allah daha sonra onları Hz. Musa ile Firavun zulmünden kurtarmış, tarih boyunca gönderdiği pek çok peygamberle onlara yol göstermiş, rehberlik etmiş, onlara çölde iken gökten bıldırcın eti ve kudret helvası indirmiş, çölün ortasında taştan su çıkarmıştı. Ama onlar bunca nimetlere nankörlük etmişler, her defasında Allah’a verdikleri sözleri bozmuşlardı. Bir zorlukla karşılaştıkları anda hep yakınıyorlar, şikayet ediyorlar, hiç şükretmiyorlardı. Mesela Hz. Musa, onları Firavun’un zulmünden kurtarmak üzere gönderildiğinde ona şöyle demişlerdi: “Sen gelmeden önce de bize eziyet ediliyordu, sen geldikten sonra da eziyet edildi (hiçbir şey değişmedi).” (Araf 129)
Hz. Musa, kavmine şükretmelerini nankörlük etmemelerini Allah’ın bir buyruğu olarak şöyle hatırlatmıştı:
“Hani Musa kavmine demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte ve oğullarınızı kesip, kadınlarınızı (kızlarınızı) bırakmakta olan Firavun ailesinden kurtardı. İşte bu size anlatılanlarda, Rabbinizden büyük bir imtihan vardır."
"Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti."
Musa dedi ki: "Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır." (İbrahim 6-8)
İşte Allah Teâlâ, bu laf anlamaz, söz dinlemez, şükür nedir bilmez topluluğa karşı Hz. Nuh’u örnek gösteriyor, onun yaşadığı tüm zorluk ve sıkıntılara rağmen şükrettiğini, hem de öyle böyle değil “çokça şükreden bir kul” olarak şükrettiğini söylüyordu.
Buradan bizim de almamız gereken dersler var.
Hayatımızdaki zorluk, sıkıntı ve musibet durumlarında çoğu zaman elimizdeki nimetleri unutur, sıkıntıları göz önünde bulundurarak, tıpkı İsrailoğullarının dediği gibi “hayatımda hep sıkıntılar var” diye düşünür, şükrü unuturuz. Oysa kul ne kadar zorluk ve sıkıntı içinde olursa olsun mutlaka sahip olduğu nimetler de vardır. Hz. Nuh’u düşünelim… Evet sıkıntılar ve zorlukları vardı ama sayıları az da olsa ona inananlar vardı. O, Allah’ın izniyle kendi alın teriyle çalışarak gemiyi bitirebilmişti. Tufandan canları sağ ve salim olarak kurtulmuşlardı. İnsanlık bundan sonra onun soyundan tekrar üreyecekti. Yeryüzünde küfrün hakimiyeti sona ermiş, beli kırılmıştı. İşte bunlar, çokça şükredilmeye değen nimetlerdi.
Bizim de hayatımızda mutlaka şükredeceğimiz sayısız nimetler vardır. Peygamberlerin yolu ve mesleği şükür yoludur. Peygamberlerin izinden gitmeyen, ayak diretenlerin yolu ise nankörlük yoludur.
Rabbimiz bizlere peygamberlerin yolundan gitmeyi, nimetlerin farkında olup şükretmeyi nasip eylesin. Bizleri nankörlükten muhafaza eylesin.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link, görmek için
Giriş yap veya üye ol.