-
- Katılım
- 1 May 2020
-
- Mesajlar
- 17,797
-
- Çözümler
- 1
-
- Tepkime puanı
- 48,450
-
- Puan
- 113
Yıllar evvel söylenen “Kâbe’de Hacılar Hu Der Allah” ilahisi…
Yıllar sonra onu kapı kapı dolaşarak, sokak sokak okuyarak yeniden yorumlayan Samsunlu Celal Karatüre ile arkadaşları…
Kulaklara hoş gelen makul bir sosyal medya akımı olarak tüketeceğimizi düşünüyorduk. Ancak bu sefer etkileşim sosyal medyada kalmadı; oradan okullara, evlere, caddelere ve politik söylemlere kadar ulaştı.
Sanırım bir “kırılmaya” şahitlik ediyoruz. Milyar liralık kültür ve sanat yatırımlarının, dev prodüksiyonların, Batı fonlamalarının, yaşam biçimi dayatmalarının gençleri kuşattığı bu çağda; bir insanın elinde mikrofon, dilinde ilahiyle bu kadar karşılık bulması sıradan bir gelişme ve artık “anlık bir ilgi” değil. Elbette sanal ve sosyal etkileşimi düşecek ancak bundan sonrası için etkisi olacağı aşikâr.
Bu da kültürel kodlarımızın henüz çözülmediğine işaret ediyor. Yani yoğun ilgi; bir nakaratın karşılık bulduğu kitledeki bozulmamışlıkla, esasında “maya” ile de alakalı.
Moda değişir, müzik listeleri yenilenir, algoritmalar insanlara yön verir ama özde var olan, vakti geldiğinde kendini yeniden üretir.
Ramazan ayıyla da yoğrulan yoğun ilgi biraz bunun işareti. İnsanlar aslında pahalı olanı değil, sahici olanı arıyor. Gösterişli olanı değil, kalbe değeni istiyor. Basit, samimi ve doğrudan gönüllere ulaşan bir yol her dönemde, her teknolojik çağda mümkünmüş demek..
Bu ilahi ve oluşan ilgi; sadece kültür sermayesini alt etmedi, onların fenomenlerini de dönüştürdü. O sözleri söyleterek peşinden sürükledi.
Birileri de başladı tahkir etmeye, küçümsemeye. İflaslarını ilan etmektense her zaman yaptıkları gibi “nefret” saçıyorlar. Fakat burada gözden kaçırdıkları bir gerçek var: Memleketin trendlerini belirleyenler, bu defa zemin hareketiyle karşı karşıyalar. Yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarıya baskı var. Bir ilahiyle başlayan bu yönelim siyaseti de devleti de kuşatır. İktidarla kalmaz, muhalefete de yön verir.
Bu nedenle de bir panik var. Çünkü karşılarında para ve prodüksiyon değil; samimi, Batı’dan dünyaya yayılan kötülükleri gördükçe Allah’ın ipine sarılan bir toplum var. Görünen şu: Kültürel hegemonya ilk kez savunmada. Sizce de “ilahi” bir kırılma yaşamıyor muyuz?
Ersin Çelik

Yıllar sonra onu kapı kapı dolaşarak, sokak sokak okuyarak yeniden yorumlayan Samsunlu Celal Karatüre ile arkadaşları…
Kulaklara hoş gelen makul bir sosyal medya akımı olarak tüketeceğimizi düşünüyorduk. Ancak bu sefer etkileşim sosyal medyada kalmadı; oradan okullara, evlere, caddelere ve politik söylemlere kadar ulaştı.
Sanırım bir “kırılmaya” şahitlik ediyoruz. Milyar liralık kültür ve sanat yatırımlarının, dev prodüksiyonların, Batı fonlamalarının, yaşam biçimi dayatmalarının gençleri kuşattığı bu çağda; bir insanın elinde mikrofon, dilinde ilahiyle bu kadar karşılık bulması sıradan bir gelişme ve artık “anlık bir ilgi” değil. Elbette sanal ve sosyal etkileşimi düşecek ancak bundan sonrası için etkisi olacağı aşikâr.
Bu da kültürel kodlarımızın henüz çözülmediğine işaret ediyor. Yani yoğun ilgi; bir nakaratın karşılık bulduğu kitledeki bozulmamışlıkla, esasında “maya” ile de alakalı.
Moda değişir, müzik listeleri yenilenir, algoritmalar insanlara yön verir ama özde var olan, vakti geldiğinde kendini yeniden üretir.
Ramazan ayıyla da yoğrulan yoğun ilgi biraz bunun işareti. İnsanlar aslında pahalı olanı değil, sahici olanı arıyor. Gösterişli olanı değil, kalbe değeni istiyor. Basit, samimi ve doğrudan gönüllere ulaşan bir yol her dönemde, her teknolojik çağda mümkünmüş demek..
Bu ilahi ve oluşan ilgi; sadece kültür sermayesini alt etmedi, onların fenomenlerini de dönüştürdü. O sözleri söyleterek peşinden sürükledi.
Birileri de başladı tahkir etmeye, küçümsemeye. İflaslarını ilan etmektense her zaman yaptıkları gibi “nefret” saçıyorlar. Fakat burada gözden kaçırdıkları bir gerçek var: Memleketin trendlerini belirleyenler, bu defa zemin hareketiyle karşı karşıyalar. Yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarıya baskı var. Bir ilahiyle başlayan bu yönelim siyaseti de devleti de kuşatır. İktidarla kalmaz, muhalefete de yön verir.
Bu nedenle de bir panik var. Çünkü karşılarında para ve prodüksiyon değil; samimi, Batı’dan dünyaya yayılan kötülükleri gördükçe Allah’ın ipine sarılan bir toplum var. Görünen şu: Kültürel hegemonya ilk kez savunmada. Sizce de “ilahi” bir kırılma yaşamıyor muyuz?
Ersin Çelik
