-
- Katılım
- 1 May 2020
-
- Mesajlar
- 17,818
-
- Çözümler
- 1
-
- Tepkime puanı
- 48,466
-
- Puan
- 113
ABD ve İsrail, yanı başımızdaki İran’a saldırıyor. İran da altta kalmadı. Tel Aviv’i ve Körfez’deki ABD üslerini vurdu.
Henüz ilk dakikalarda, İsrail füzeleriyle Tahran’daki bir okulda onlarca çocuğun can vermesi, savaşın ölümcül ve yok edici yüzünü bir kez daha gösterdi.
Ama İran cephesinde farklı bir durum var. Belki de bombalardan daha yıkıcı bir manzara: Kendi ülkesine bomba düşerken sevinenler...
Yarınki köşe yazımda bu durumun olası sonuçlarını anlattım ama şimdiden şu notu düşmekte fayda var:
Tahran’da, Amerika ve İsrail füzeleri düşüyor diye sevinenleri görünce, “Nasıl olur” dedik ama görünen o ki İran içeriden çökmüş.
Aklıma bir sürü denklem geliyor.
Irak’ta, Lübnan’da, Suriye’de ve Yemen’de yıllardır Şii yayılmacılığı için büyük çabalar gösteren, büyük paralar harcayıp mezhep siyasetiyle milyonlarca Sünni’nin katledilmesine ön ayak olan, bu politikası uğruna da iç dinamiklerini göz ardı eden İran rejimi çok büyük çıkmazda.
İran ile iki sınır “Müslüman” ülke olarak asırlardır uyuşmasak da alttan alta her daim çatışıp, rekabet etsek de… Savaşa, işgale, yıkıma sevinemeyiz.
Savaşa ve işgale sevinen, teslim olmayı alkışlayan; “sırasını” bekleyendir!
Tahran sokaklarından tüm dünyaya yayılan —ya da özellikle servis edilen— “kutlama” görüntüleri, emperyalizmin hedefindeki her ülke için ibretliktir. Bir ülke önce içeriden çözülür. Sonra dışarıdan vurulur.
O kahredici sahneleri izlerken bunu unutmamak gerekiyor.
Bir ülke içeriden çözülürse, dışarıdan vurulması sadece operasyonun tamamlanma aşamasıdır.
O halde bir toplum, kendi felaketini alkışlayacak kadar köklerinden kopmuş ya da koparılmışsa, orada savaş çoktan kaybedilmiş sayılmaz mı?
Ersin Çelik

Henüz ilk dakikalarda, İsrail füzeleriyle Tahran’daki bir okulda onlarca çocuğun can vermesi, savaşın ölümcül ve yok edici yüzünü bir kez daha gösterdi.
Ama İran cephesinde farklı bir durum var. Belki de bombalardan daha yıkıcı bir manzara: Kendi ülkesine bomba düşerken sevinenler...
Yarınki köşe yazımda bu durumun olası sonuçlarını anlattım ama şimdiden şu notu düşmekte fayda var:
Tahran’da, Amerika ve İsrail füzeleri düşüyor diye sevinenleri görünce, “Nasıl olur” dedik ama görünen o ki İran içeriden çökmüş.
Aklıma bir sürü denklem geliyor.
Irak’ta, Lübnan’da, Suriye’de ve Yemen’de yıllardır Şii yayılmacılığı için büyük çabalar gösteren, büyük paralar harcayıp mezhep siyasetiyle milyonlarca Sünni’nin katledilmesine ön ayak olan, bu politikası uğruna da iç dinamiklerini göz ardı eden İran rejimi çok büyük çıkmazda.
İran ile iki sınır “Müslüman” ülke olarak asırlardır uyuşmasak da alttan alta her daim çatışıp, rekabet etsek de… Savaşa, işgale, yıkıma sevinemeyiz.
Savaşa ve işgale sevinen, teslim olmayı alkışlayan; “sırasını” bekleyendir!
Tahran sokaklarından tüm dünyaya yayılan —ya da özellikle servis edilen— “kutlama” görüntüleri, emperyalizmin hedefindeki her ülke için ibretliktir. Bir ülke önce içeriden çözülür. Sonra dışarıdan vurulur.
O kahredici sahneleri izlerken bunu unutmamak gerekiyor.
Bir ülke içeriden çözülürse, dışarıdan vurulması sadece operasyonun tamamlanma aşamasıdır.
O halde bir toplum, kendi felaketini alkışlayacak kadar köklerinden kopmuş ya da koparılmışsa, orada savaş çoktan kaybedilmiş sayılmaz mı?
Ersin Çelik
