uzaktan konuşmak hep en kolayıdır.
ben de bunu çok yapıyorum.
aynı zorluklarla karşılaşmadan, aynı baskıyı hissetmeden, aynı kaybı yaşamadan başkalarının kararlarını yargılamak tuhaf bir rahatlık sunar insana.
genelde hayatın bizi köşeye sıkıştırmadığı yerden başkalarının mecburiyetlerine bakıp "ben asla böyle olmazdım" demek, kendi olası çaresizliğimizi görmezden gelmekten başka bir şey değil oysa.
sınanmadığın noktadan konuşmak hep en rahatıdır. çünkü açlığı tatmadan tokluğun erdeminden, soğuğu hissetmeden sıcağın değerinden bahsedebilirsin öyle olunca.
hayat bizi o dar geçitten geçirmeden, o zorlu kararı vermek zorunda bırakmadan "ben olsam şöyle yapardım" demek, henüz tanışmadığımız kendimiz hakkında büyük bir yanılgı değil mi sizcede?
çünkü hayat seni kendin ile çok yakından tanıştırıyor daha sonra.
hiçbir zaman bir ekmek kuyruğunda birkaç saat beklemediysen, ayaklarının altındaki betonu üşüten rüzgârın nasıl kemik sızlattığını kavraman zordur demek istiyorum aslında.
sırtını yaslayacak duvar bulamadığın gecelerde, karanlığı yorgan gibi üstüne çekmenin ne demek olduğunu bilmeyebilirsin. bence yine bu yüzden düşenin neden tutunamadığını sorgulamak yerine, zeminin ne kadar kaygan olduğunu hatırlamak gerekir bazen. İnsan, başkasının acısında kendi kırılganlığını görebildiği an büyür.
belki tüm olay insanın insana kibirli bir yerden öfkelenmeyi bırakmasındadır bilemiyorum.
kibrimi ve öfkelerimi bırakmaya niyet ediyorum ben bugün.
niyet ettim Allah rızası için kibirli öfkelerimden soyunmaya...
ezgi akgül
5 şubat 2026 / ankara
ben de bunu çok yapıyorum.
aynı zorluklarla karşılaşmadan, aynı baskıyı hissetmeden, aynı kaybı yaşamadan başkalarının kararlarını yargılamak tuhaf bir rahatlık sunar insana.
genelde hayatın bizi köşeye sıkıştırmadığı yerden başkalarının mecburiyetlerine bakıp "ben asla böyle olmazdım" demek, kendi olası çaresizliğimizi görmezden gelmekten başka bir şey değil oysa.
sınanmadığın noktadan konuşmak hep en rahatıdır. çünkü açlığı tatmadan tokluğun erdeminden, soğuğu hissetmeden sıcağın değerinden bahsedebilirsin öyle olunca.
hayat bizi o dar geçitten geçirmeden, o zorlu kararı vermek zorunda bırakmadan "ben olsam şöyle yapardım" demek, henüz tanışmadığımız kendimiz hakkında büyük bir yanılgı değil mi sizcede?
çünkü hayat seni kendin ile çok yakından tanıştırıyor daha sonra.
hiçbir zaman bir ekmek kuyruğunda birkaç saat beklemediysen, ayaklarının altındaki betonu üşüten rüzgârın nasıl kemik sızlattığını kavraman zordur demek istiyorum aslında.
sırtını yaslayacak duvar bulamadığın gecelerde, karanlığı yorgan gibi üstüne çekmenin ne demek olduğunu bilmeyebilirsin. bence yine bu yüzden düşenin neden tutunamadığını sorgulamak yerine, zeminin ne kadar kaygan olduğunu hatırlamak gerekir bazen. İnsan, başkasının acısında kendi kırılganlığını görebildiği an büyür.
belki tüm olay insanın insana kibirli bir yerden öfkelenmeyi bırakmasındadır bilemiyorum.
kibrimi ve öfkelerimi bırakmaya niyet ediyorum ben bugün.
niyet ettim Allah rızası için kibirli öfkelerimden soyunmaya...
ezgi akgül
5 şubat 2026 / ankara
