herkesin hayatında bir "bunlar boş işler" korosu vardır. ağızları dolu dolu "eskiden de çok denendi olmadı" diye başlarlar cümlelerine bu arkadaşlar.
bir eylem mi oldu? onlar için "şov" sadece. boykot mu yapıyoruz? "boş iş" derler. bir çözüm yolu mu gösterdik "teoride güzel, pratikte imkansız." olur hep.
dünyayı lazımlık gibi taşıyorlar, diledikleri an kenara bırakıp üstüne hüküm veriyorlar.
yorumcu koltuklarından "aslında şu adımlar atılmalıydı..." diye yol haritaları çiziyorlar. ama "ben oldum" diye biten bir hikâyeleri yok hiçbirinin tek bir patika bile açmamışlar hayatlarında. yön tarif etmeyi biliyorlar sadece, yola çıkmayı değil.
buna rağmen, her şeyin en doğrusunu onlar biliyor. ne yapılır, nasıl yapılır, hangi slogan fazla, hangi yöntem eksik…
bizim çabamız onların gözünde hep gramaj hatası gibi. ya fazla duygusalız ya yetersiz radikal; ya çok hızlı gidiyoruz ya yerimizde sayıyoruz. bir türlü o görünmez çizgiyi tutturamıyoruz yani.
dünya ölçeğinde bir ölçü birimleri var o da kocaman kibirleri. genelde kendi sıfırlarını başkalarının emeğine çarpıp "toplam yine sıfır" diyorlar. matematik bilselerdi sıfırın çoğulluğa karışınca eridiğini de bilirlerdi.
direniş, mutlaka görkemli bir gösteri olmak zorunda değil her defasında. bazen bir utanmayı büyütür, utanmayanların yüzünde. bazen de sadece yan yana durmayı öğretir bize. "ne değişir ki?" diye önemsemedikleri an, tarihin akışını değiştiren kırılma noktası olur çoğu kez.
onlara bıraksak dünya hep "çok geç" ve "çok erken" aralığında asılı kalacak. biz o aralığı açtık. içine sığdık. sonra birbirimize yol açtık. bir köşeden değil, yan yana durduğumuz yerden konuştuk.
bugün insanlık yeni bir uyanışa şahit oluyorsa, yıllarca "romantik" diye küçümsenen direnişler sayesinde oluyor. ve bugün dünya harekete geçmeye hazırsa, uzun süre "idealist" diye başları okşanan ama ciddiye alınmayan inatçılar sayesinde hazır.
ezgi akgül 10 ocak 2025 / ankara

bir eylem mi oldu? onlar için "şov" sadece. boykot mu yapıyoruz? "boş iş" derler. bir çözüm yolu mu gösterdik "teoride güzel, pratikte imkansız." olur hep.
dünyayı lazımlık gibi taşıyorlar, diledikleri an kenara bırakıp üstüne hüküm veriyorlar.
yorumcu koltuklarından "aslında şu adımlar atılmalıydı..." diye yol haritaları çiziyorlar. ama "ben oldum" diye biten bir hikâyeleri yok hiçbirinin tek bir patika bile açmamışlar hayatlarında. yön tarif etmeyi biliyorlar sadece, yola çıkmayı değil.
buna rağmen, her şeyin en doğrusunu onlar biliyor. ne yapılır, nasıl yapılır, hangi slogan fazla, hangi yöntem eksik…
bizim çabamız onların gözünde hep gramaj hatası gibi. ya fazla duygusalız ya yetersiz radikal; ya çok hızlı gidiyoruz ya yerimizde sayıyoruz. bir türlü o görünmez çizgiyi tutturamıyoruz yani.
dünya ölçeğinde bir ölçü birimleri var o da kocaman kibirleri. genelde kendi sıfırlarını başkalarının emeğine çarpıp "toplam yine sıfır" diyorlar. matematik bilselerdi sıfırın çoğulluğa karışınca eridiğini de bilirlerdi.
direniş, mutlaka görkemli bir gösteri olmak zorunda değil her defasında. bazen bir utanmayı büyütür, utanmayanların yüzünde. bazen de sadece yan yana durmayı öğretir bize. "ne değişir ki?" diye önemsemedikleri an, tarihin akışını değiştiren kırılma noktası olur çoğu kez.
onlara bıraksak dünya hep "çok geç" ve "çok erken" aralığında asılı kalacak. biz o aralığı açtık. içine sığdık. sonra birbirimize yol açtık. bir köşeden değil, yan yana durduğumuz yerden konuştuk.
bugün insanlık yeni bir uyanışa şahit oluyorsa, yıllarca "romantik" diye küçümsenen direnişler sayesinde oluyor. ve bugün dünya harekete geçmeye hazırsa, uzun süre "idealist" diye başları okşanan ama ciddiye alınmayan inatçılar sayesinde hazır.
ezgi akgül 10 ocak 2025 / ankara
