İktibas Alimlik ve Mücahidlik için Kur’an bilgisinin kavranması ve amelleştirilmesinin vazgeçilmezliği (1 Görüntüleyen)

  • Kullanıcı AsyA
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Makale Köşe Yazıları ( İktibaslar)
Alimlik ve Mücahidlik için Kur’an bilgisinin kavranması ve amelleştirilmesinin vazgeçilmezliği

Alimlik ve Mücahidlik için Kur’an bilgisinin kavranması ve amelleştirilmesinin vazgeçilmezliği​

Alimlik ve Mücahidliği mercek altına alan Hamza Türkmen, konunun doğru kavranması ve amelleştirilmesi için Kur’an bilgisinin vazgeçilmez önemine dikkati çekiyor.​


Bütün dünyadaki diğer canlılara göre insanlar ihtiyar sahibi olarak yaratılmış veya doğmuşuzdur. Fıtratımızda da Allah’ı birlemenin, adaletin ve takvanın potansiyeli vardır. Münzel vahiy ile de bize aydınlığın yolu gösterilmiştir. Nefsinin ve çevresinin kötülüklerinden sıyrılıp hakka hicret etme iradesini gösterenler için insan başı boş bırakılmamış, Resuller de bu konulardaki örnek yaşantılarıyla Rabbimizin yönlendirdiği istikametlerde model oluşturmuşlardır.

Son Resül “usvetu’h hasene” olan Muhammed Alayhisselam canlılara karşı şefkatli ve merhametliydi; rahmet ve kurtuluş Elçisi’ydi. Ama Resul-u Ekrem’in iradeli varlıklarla kimliksel buluşması ve helalleşmesi şirk kimliğini, hayatla ilgili her türlü azgınlığı ve zulmü terk etmelerine bağlıydı. Yoksa o, rahmet elçisi olduğu kadar, savaş elçisiydi de.

“Allah’ın dostları” (10/62) ve “şeytanın dostları” (4/76) niçin vahyin kadim bir tasnifidir? “Niçin ‘ben’ ve ‘öteki’ vardır?” soruları kıyamete kadar devam edecek “hak” ile “batıl” arasındaki mücadelenin kaçınılmazlığını ortaya koyar. Hak ve adalet ile ifsad ve zulüm yönelimleri arasındaki çatışma veya zıtlığın devamlılığı yaratılıştan gelen imtihan alanımızla ilgili bir durumdur. İslam’a iman edenler önce iktidar olmakla değil, önce hakkı kavramak ve savunmakla memurdurlar.

Zuhruf sûresinde gelecekle ilgili herkese “öğüt olan Kur'an'dan sorulacağı” haber verilmektedir (43/44). İmtihan edileceğimiz iki kapak arasında toplanan Kur’an bizim temel kitabımız, hayat ve ahiret rehberimizdir. Her birimiz onu anlayarak okumak ve içindeki bildirimlere gücümüz oranında vakıf olmak zorundayız.

Kur'ân'ı anlamak, müşkül Kur'an lafızlarını çözümlemek ve ayrıca vahiyle vakıa veya vakii meseleler arasında çözümleyici ve istişarî bağ kurmak konusunda Resulullah (s)'in izinde hikmeti öğretenlere, başvurulması gereken ulu'l-emr heyetine yani problemlerin çözümünde ehil ve yetkin, “istinbat” yapabilecek kişilere ihtiyacımız vardır. Ama bu ihtiyacımızı aramak ve karşılamak cehdimiz kadar, fıtrî olan ve bütün insanlara hitabeden “hak” olan sözü, yani vahyin hitabını veya sahih yorumunu kavrama konusunda onu sadece dinleyerek ve ezberleyerek taklid yolu tutul-ma-malıdır. Kur’an’daki anlamı açık yani delaleti açık ayetler “Eyyühel nas!” diye hitap edilen bütün insanlar tarafından anlaşılır. Bugüne kadar da anlaşıulmıştır.

Abdurrahman bin Af’dan gelen meşhur rivayete göre o, “Biz cahiliye döneminde Kur’an’ın hitabını anlamıyor değil, herkes gibi anlıyorduk. Anladığımız için düzenimiz bozulacak diye karşı çıkıyorduk” demektedir.

Kur’an’ın tamamı, korunmuşluk anlamında ve ayetlerinin birbirine benzerliği ile ilgili mükemmelliği anlamında hem muhkem hem müteşabihtir. Ama bir de Kur’an’dan istinbat edilecek ve “rasihun” yani dinî hüküm ve anlatıları anlamada uzmanlaşmış ilim ehlinin tutarlı yorumlar getireceği müteşabih yani delaleti kapalı ayetlerinin dışında; tek anlama gelen, anlamı açık ve herkes tarafından anlaşılacak ayetleri vardır. Nisa sûresinde şöyle buyurulmaktadır:

“Onlar, Kur'an üzerinde, gereği gibi düşünmezler mi? Eğer, Allah'tan başkası

“Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Resul'e ve kendilerinden olan ulu'l-emre bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.”
(4/82-83)

Ayrıca nazil olan vahyi Âl-i İmran sûresinde hıfzen veya yazılı olarak Rabbanilerden olabilmemiz için mushaftan “öğrenmemiz ve talim etmemiz”in yolu gösterilir (3/79). Dinimizin açık lafızlarını güvenilir meallerden veya tefsirlerinden öğrenmek, Zuhruf sûresinde belirtildiği gibi ahirette Kur’an’dan suale çekileceğini bilen her bilinçli mümin için tehir edilemeyecek bir görevdir. İşte anlamı açık Necm sûresinden iki ayeti kerime:

“Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, melekleri dişi varlıkların adları ile adlandırıyorlar.”

“Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan, "haktan" yana hiçbir değer taşımaz.”
(53/27-28) İçinde yaşadığımız dünya ve olayları ile ilgili “zann” yani tahmin konusu ise başka bir konudur. (49/12)

Öyleyse Kitaba göre “hak” nedir?

Kâinati ve biz insanları yaratan ve bizlere Resulleri aracılığı ile hitabeden Allah korunmuş olan İlahi Kitab’ta belirtidiği üzere “Allah, Hakk’ın ta kendisidir” (6/62; 31/30). Ayrıca yoktan var edilen “Kâinat haktır” (10/5). Vahiyle Muhammed (s)’in kalbine ilka edilen “Kur’an haktır” (2/186). Rabbimiz, Resulü Muhammed’i de “doğru yol ve hak ile” yollamıştır (9/33). Enbiya sûresinde de vurgulandığı gibi “Ahiret hakkında haberler haktır” (21/97).

Kur’an’da herkesin anlayacağı delaleti açık ayetlere iki-üç örnek daha aktaralım:

“… Anne babaya öf deme ve onları azarlama.” (17/23)

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar, heykeller), fal ve şans oyunları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” (5/90)

“Allah size yalnızca murdar eti, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı.” (2/173)

İslami eğitim-talim faaliyetlerinde bulunan, İslami tebliğ ve yardım faaliyetinde bulunan, İslami cemaat, eylem ve etkinlikleri peşinde olan, cihadın farklı biçimlerini yüklenen tüm müminler en başta Kur’an’ın açık anlamlı tüm muhkem ayetlerini öğrenmeli ve bu ayetler eşliğinde örnekliği ve rehberiyeti anlatılan Muhammed Aleyhisselam’ın uygulamalarından nasıl yararlanacağını bilmelidir. Bu bilgileri içselleştirip uygulama safhasının özet ifadesi: “Bilgi, inanç, eylem yani amel”dir. Ancak Rabbanilerden olabilmek bu fonksiyonlara birlikte sahip çıkmakla mümkün olur. Talimi ve örnekliği olmayan bir söz veya hitap kınanmıştır: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (61/2)

Ancak açık nass yanında müşgül görülen ve ehillerince çözümlenmeye çalışan ayetlerin yorumuyla ilgili delilleri sormak ve idrak etmek gereklidir. Dolayısıyla hanesinde, cemaatinde, örgün veya yaygın İslami eğitim ve talim girişimlerinde İslamî çalışmalara katılanlar “tabiî” olabilmekle yani sözün veya yorumun anlaşılır delilini öğrenmekle mükelleftirler. Yorumlar arasında da deliline göre istişarî çabalarla tercihte bulunup kanaat getirilen görüşler doğrultusunda amellerimizi gerçekleştirme sorumluluğunu muvahhid bir kul olarak yüklenmeliyiz. Örneğin “millet”, “halife”, “ıslah” gibi saptırılmış Kur’an kavramlarını en başta Kur’an’ın nazil olduğu dönemin Arapçasına vakıf istinbat ehlinin ilk dönem lugatları ve değerlendirmelerinden tahkik ederek çözümleyici bir icmaya varmalıyız.

Müşgül görülen veya müteşabih vahyin lafızlarında da istinbat edebilecek yetkin ilim sahiplerinin delillerini tahkik edip bir kanaate varmalıyız. Mesela Tevbe sûresi 122’nici ayet, ulemalığı bir sınıf olarak gören bazı fakihlerin tevile dayanan delili olabilmektedir. Ayeti Elmalı Hamdi Yazır’ın meallendirilmesi şöyledir: “Mü'minlerin kâffesi birden toplanıp seferber olacak değillerdir, fakat her fırkadan bir taife toplansa da dinde fıkıh tahsil etseler (tefekkuh etseler) ve döndükleri zaman kavimlerini inzar eyleseler. Umulur ki onlar da/ kavimleri de sakınırlar.”

Mesela bu ayette “tefekküh edip (dinin hükümlerini) öğrenecek” olanlar “sefer”e çıkan “taife” mi yoksa ilim fıkhetmek için geride kalan, “oturan” bilginler mi olduğunu bu ayetteki “vâve” zamiri üzerinden tartışılmıştır. “Vâve” zamirini tefsirinde veya mealinde fıkhetmek, dini hükümleri öğrenmek için sefere çıkanlara bağlayanlar Zamahşeri, İbn Kesir, Muhammed Abduh, M. Reşid Rıza, Mehmet Akif, Elmalı Hamdi Yazır, Ebu’l Âla Mevdudi, Seyyid Kutub, Ali Bulaç ve diğer tahkik ehlidir.

“Ulu’l-emr” heyetini sadece bugünün akademisyen Müslümanları anlamına gelebilecek icazetli medrese eğitim kadrosunu “ulema” olarak anlayan ve onlarla sınırlandıran yaklaşım, vakıayı veya Müslümanları ilgilendiren olayları görerek fıkhetmek yerine seferi üstlenmeden geride kalan ilim adamlarını tefekküh edenler hükmüne bağlamaktadır. Bu konu da “vâve” zamirinin hangi taifeye ait olduğuna dair sahabeden de tabiinden de farklı rivayetler gelmiştir.

Konuyu Suriye ve Gazze üzerinden çözümlemek

Bu konuyu Suriye İslami direnişi ve olayları üzerinden değerlendirebiliriz. Suriye’de olup biteni hem İslami ilkeler hem Suriye’de olanları giderek yerinden izleyen ve direnişin şahidleri ve savaşın mağdurlarıyla birebir konuşan, müzakere edenlerin birikimi; yani Suriye’ye sefere çıkıp hem nass hem vakıa bilgisine sahip olanlar mı tefekküh etmektedir; yoksa nass bilgisine sahibim deyip vakıa bilgisini de genellikle fasıkların veya yüzeysel gözlemcilerin aktarımlarından öğrenen seferden biğâne rahatına düşkün yazarlar, akademisyenler, vaizler, hatipler veya kanaat önderleri geçinenler mi tefekkür etmektedir.

Gazze örneğine gelir isek. Ambargo var, olay mahalline gidemiyoruz. Ama yaşadığımız ülkede Gazze’de yaşanan olaylarla doğrudan irtibatlı “olay mahalli”nin siyasi ve askeri temsilcileri var. Örneğin yine yüksek lisansını istihbarat ve lobi faaliyetleri üzerine Şehid Yahya Sinvar’ın kardeşi Şehid Profesör Zekeriya Sinvar rehberliğinde Gazze İslam Üniversitesi’nde yapan, doktorasını Sakarya Üniversitesinde “Siyonist İstihbarat Örgütleri” üzerine tamamlayan ve bu tezi de Ekin Yayınlarında bu ay yayınlanan Dr. Abdurrahman Alfara hem Türkiye’deki Filistinli Öğrenciler Derneği Başkanı hem farklı ülkelerde örgütlü Filistin Öğrenciler Formu başkanı.

Gazze’den haber aktarımı ve Hamas’ın beyan veya görüşlerini doğrudan bu muhataplarla taife taife temas kurup öğrenip değerlendirebiliriz. Bu tefekkuh görevini yapacak olan alimler nass kadar vakıa bilgisine de dikkat eden Allah’tan “haşyet” içinde korkanlar. Alimler, Kur’an ve Sünnet bilgisine sahip ve vakıa bilgisini tutarlı bir şekilde edinip nass ve vakıa irtibatı kurmaya çalışan tüm müminlerdir. Kur’an’daki alimlik bürokratik bir din adamlığı statüsü değil, -ki lügat olarak o anlamda da kullanılabilir- ama Allah’tan gereğince sevgiyle yani haşyet içinde korkan müminlerin özelliğidir: "...İnnema yahşallahe min ibadihil ulemau..! / Ancak Allah'tan ilim sahibi (ulema) kulları haşyet içinde (yani) gerektiği gibi saygı duyarlar/korkarlar” (35/28). Ama gereğini azca yerine getiren ilim sahipleri vardır, çokça yerine getirenler vardır. Bunu da takdir edecek olan Rabbül Âlemindir.

Alimliği, vakıayı gereğince gözlemeden, statik bilgilerle ilim yapmak olarak algılayan bazı zevat Tevbe sûresindeki ayetin zayıf kabul edilen izahından kalkarak “Siz gidin savaşın biz ne yapacağınızı size söyleriz” anlayışına sahip oldukları için de fıkıhta uzman olarak görülen bu anlayışa sahip din adamları, Müslümanlar için şühedalığa dönüşecek bir rehberlik de yapamamaktadırlar. Onun için de Suriye direnişinde tırnak içinde zikrettiğimiz alimler Türkiye’de ilticacı, mücahid alimler ise savaşçıydı.

Tarihi olarak vakii olan asıl örneklik şudur: İnsanları hakka davet eden Resullerin hepsi, yaşanan sorunlar karşısında bizzat vakıayı, vahiy karşıtlarını, sosyal yapıyı görerek, gözlemleyerek ve örnek uygulamalar sergileyerek hep seferde olmuşlar ve “hakka şahitlik/şehitlik” yapmışlardır. Bu örneklik iyi fıkhedildiğinde “Eylemlere veya etkinliklerimize katılım niçin düşük” sorusunun cevap anahtarına da ulaşmış oluruz.

Rabbimiz bizleri hakka yönelen-yönelten ve bu bilinçle nefsimiz için de, ehlimiz ve cemaatimiz için de ve dahi müslimler ve yaratılmışlar için de Tevhidi bilinçle şahidlik ve adalet yapanlardan eylesin. Rabbimiz bizleri kavradığımız kadarıyla hakikatın tanıklığını gerçekleştiren şahid alimlerden kılsın.
 

Konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri