
Bağ kurmak her zaman yanyana durmak mıydı? Mesela çok uzakta görmediğin, dokunmadığın, kokusunu dahi duymadıklarınla da da bağ kurabilir miydiniz? İlla yanında taşınıp arada çantanın kapağını açıp iyi mi diye kontrol etmek mi gerekirdi bu bağı?
Uzun süre sevgiyi eksik parçama özlem olarak düşünmüştüm. Bizim jenerasyonun malum sevgi anlayışı hizmetten ileri gitmezken. O eksik parçayı bulunca alıp, bakım verip beslersin gibi. Hayatıma giren kadın/erkek herkese bu şekilde yaklaşmıştım. Sonra durup ihtiyacını talep etmediği halde neden ben onun yerine ihtiyaçlarını düşünüyorum ki demeye başladım.
Farkında olmadan sınır ihlalini sevgi sanmıştım mesela yıllarca. Onun adına fütursuzca yaptığım şeyleri sevgi/değer olarak adlandırmıştım. Tabi bunun sonucu ne kadar istismar varsa da yaşamıştım. Sonra sınır çekmeyi öğrenmiştim. Dur! Benim sınırım burası, seninkide burası. Arada sınırımızda oturup karşılıklı kahve içip sohbet edelim demeyi de. Bunu fazla soğuk bulanlar ve beni burnu havada, soğuk kadın olarak da ad koyanlari da beraberinde getirmişti. Sonra sevginin karşı tarafı kendine göre değiştirmek olduğunu düşünmüştüm. Sevdiğimi sandığım kişiyi budayınca sevgimi gösterme şeklim sanmıştım. Tabi sonunda beni olduğum gibi kabul etmiyorsun diye terk edenlerle doluyor ellerin. Son aşamada ulaştığım nokta ötekinin hakikatleri ve kusurları ile sevebilme noktası. Bakalım bu bana ne getirecek?
İnsan ölene kadar arayış içinde. Eğer çok fazla istismara uğradı iseniz maddi manevî, yolu bulmak çok zor oluyor. Her yolu deniyorsunuz evde hissetmek için...