- İstatistikte sabit
- #1
Danimarka suç tarihinin en çok konuşulan seri katili Dagmar Overbye’in hayatından esinlenilmiş film, İsveçli yönetmen Magnus Von Horn’un imzasını taşıyor.
Film, 1. Dünya Savaşı sonrası sefaletin kol gezdiği Kopenhag'ın ücra bir bölgesinde tek başına hayatta kalma mücadelesi veren Karoline’in hikâyesi.
Mekânların fazlasıyla karanlık, pis ve dar oluşu bir kâbusa sıkışmışlık hissi vererek yaşanan sefilliği gözler önüne seriyor diyebiliriz. O kadar ki filme ağır bir cehennem umutsuzluğu, yokluğu hâkim. Savaşın sadece cepheleri değil, bütün bir ülkeyi çiğneyip tükürdüğünü ispatlar gibi...
Karoline, bir tekstil fabrikasında geçimini sağlamaya çalışan, askere giden eşinden de uzun zamandır haber alamayan bir kadın. Çalıştığı fabrikadan dulluk yardımı almak için istekte bulunur. Fabrikanın sahibi (Jorgen) Karoline’e, eşinin öldüğüne dair bir kanıt olmadığı için yardımda bulanamayacaklarını ancak tanıdıklarından bu konuyu soruşturmalarını isteyeceğini söyler.
Jorgen bir süre sonra Karoline ile buluşur ve ona eşinden haber alınamadığını fakat destek olmaya hazır olduğunu söyler. Bir destek omzuna… Böylece birliktelikleri başlar. Bu sırada kocası Peter, yüzünden çok kötü bir şekilde yaralanmış olarak geri döner; ama Karoline onu kabul etmez. Zengin bir adamla evlenecek ve bu sefil hayattan kurtulacaktır. Bu arada hamile de kalmıştır. Tabii tahmin edeceğiniz üzere bu hayali gerçekleşmez. Jorgen’ın annesi Karoline’i davet ederek onu bir muayeneden geçirip aşağılar ve evliliğe karşı olduğunu, istiyorlarsa Jorgen’ın bunu tek başına yapması gerektiğini söyler. Jorgen ağlayarak bu karardan pişmanlık duyar, çünkü annesinin parası olmadan yaşayamaz. Buraya kadar hikâye çok bilindiktir. Zengin kız fakir oğlan, anne tarafından istenmeyen gelin vs.
Karoline’in yeterince zor olan hayatı, hamileliği ve hayal kırıklığı ile başa döner. Çocuğunu düşürmek için hamama gider ve bunu küvetin içinde bir şiş yardımıyla yapmaya çalışır. Olanlara şahit olan bir kadın (Dagmar) Karoline’i durdurup ona yardım eder. Dagmar ona çocuğu doğurmasını, sonra kendisine getirmesini söyler. Çünkü Dagmar, şekerleme dükkânı işletmesinin yanı sıra belli bir ücret karşılığında evlat edindirme işi yaptığını iddia eder.
Karoline daha sonra bir sirk afişinde Peter’ı görür ve ucube olarak sergilenen eşinin gösterisine gider. Peter onu affeder ve eve döner. Kasvetli, sefil ve kâbus dolu hayatlarının içinde tek güzel şey ikisinin birbirine olan merhametidir. Peter, bebeğe baba olacağını söylemesine karşın Karoline doğumdan hemen sonra bebeği Dagmar’a götürür ve onun yanında kalarak işlerinde yardım etmek istediğini söyler. Peter’ı bir kez daha terk etmiştir.
Karoline Dagmar’ın kızı Erena’ya sütannelik yaparken evdeki işlerle ve zamanla eve getirilen bebeklerle de ilgilenmeye başlar. Dagmar’la aralarında da bir arkadaşlık kurulmuştur. Bu yakınlık sebebiyle Dagmar, bir bebeği aile bulana kadar Karoline’e verir. Zaman içinde Karoline'in bebekle kurduğu bağı kıskanan Erena, bebeği öldürmeye çalışınca Karoline ve Erena arasında gerilim yaşanır. Dagmar bu olaydan sonra aile bulduğunu öne sürerek bebeği Karoline'den alır. Karoline bu ani gelişen durumdan şüphelenir ve Dagmar’ı takip ettiğinde korkunç gerçekle yüzleşir. Dagmar girdiği bir çıkmaz sokakta bebeği boğarak kanalizasyona atar. Aslında bütün bebeklere aynısını yapmış, hiçbiri için aile bulmamıştır.
Karoline bu gerçeği kaldıramaz, yataklara düşer. Dagmar, Karoline’i yaptığının doğru olduğuna ikna etmeye uğraşır. Hatta en son bırakılan bebeği öldürmesi için Karoline’i zorlar. Aynı günün gecesi bebeğin annesinin pişman olup dükkâna gelmesi sonun başlangıcı olur. Kadına kapıyı açmazlar. O da polise gidip şikâyette bulunur. Dagmar sakin kalmaya çalışsa da artık her şey anlaşılmıştır. Karoline bir bebeğin ölümüne sebep olmanın verdiği acı ile kendisini pencereden aşağı atar fakat ölmez. Dagmar yakalanır, mahkemeye çıkarılır ve idam cezası alır. Kızı Erena ise ( ki onun çocuğu değildir aslında ) yetimhaneye verilir. Karoline gidebileceği tek yere, sirke dönmüş olan Peter’ın yanına gider. Bir süre sonra da yetimhaneye gidip Erena’yı alır…
Filmin en can alıcı sahnesi muhtemelen mahkeme sahnesidir. Dagmar yargılanırken arkasında bebeklerini ona vermiş kadınlar vardır. Ona hakaret ederler, cezalandırılması için bağırırlar. İçlerinde sessizce bekleyen Karoline de vardır. Dagmar kendisini savunur… O kadınların bakmak hatta doğurmak bile istemediği, öldürmeye de cesaret edemediği o bebekleri öldürdüğünü itiraf eder. Onların yapamadığını yaptığını… Çocuklarının iyi bir aileye verileceğini düşünerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışan o kadınlar Dagmar’dan daha mı masumdur?
Erena’nın yetimhanede diğer çocuklarla kaldığı o perişan ortamın bir yas havasında, ölüm sessizliğinde olması da çok etkileyicidir. Savaş, ekonomik zorluklar, yasak ilişkiler, istenmeyen doğumlar gibi birçok sebeple terkedilmiş ya da ailesini kaybetmiş çocuklar… Erana'nın Karoline’i gördüğünde gülümseyerek ona koşması son zamanlarda gördüğüm en iyi oyunculuk diyebilirim. Sahneyi onlarca kez geri alıp izledim.
Bana göre film, gerek mekanlar gerek olaylar açısından uyanmak isteyeceğiniz bir kabus sıkıntısı veriyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi savaşın getirdiği yokluk, yozlaşmışlık, umutsuzluk, siyah-beyazın da derinliğiyle korkunç derece ağır. Ferahlık veren iki güzel durum var. Biri Peter’ın koşulsuz sevgi ve merhameti, ikincisi Erana’nın gözleri dolu dolu gülümsemesi…
Son düzenleme: