bazen erkek kardeşler, kadınların erkekleştiğinden şikayet ediyor.
bir gün hep beraber kısır çay yaparken "ya biz bundan sonra eril eril erilelim, gerisini koyverelim!" falan demedik, önce orada anlaşalım.
"kariyer de yaparım, çocuk da" diye diye kadının sırtına iki kişilik değil, beş kişilik yük vurdular güzel kardeşim. "ayaklarının üzerinde dur" dediler, durmaktan varis olduk yemin ederim.
sonra sistem kadına "erkek gibi çalış, ama kadın gibi görün, üstüne bir de anne gibi şefkatli ol, ha bu arada evi de otel gibi temiz tut" dedi. bu kadar bölünmüşlükten şizofreni çıkar, sen kalkmış "dişil enerji" arıyorsun.
e motor mu bu? su kaynattı tabii!
hani bir de sen sıkıntıya gelemem yok ıssız adamım, yok efendim "i am going my way" (mgtow) falan tiplerinde gezerken o kadın klozeti tamir etmek zorunda kaldı ya güzel kardeşim, biz galiba o sırada da az buçuk kaybettik dişil enerjimizi. “ama onlarda…” deme hemen bir dur.
şimdi o sabahın 07.00'sinde metrobüs kuyruğunda, havasız ofislerde, bitmeyen "deadline"ların, ödenmesi gereken kredilerin, kapıya dayanan faturaların arasında kadın nasıl "dişi" kalsın, sen söyle?
patronun "ciro" diye tepene bindiği, bankanın "faiz" diye gırtlağına yapıştığı, ev sahibinin "zam" diye kapıyı aşındırdığı bir dünyada sen kadına "yavaşla, hisset, e arada da süzül" diyorsun.
süzülemez…
ama yine de bir umutla ajda bilezik takmaya, tuzlu su boca etmeye o da olmadı salamura olmaya falan çalışıyoruz dişil enerjimiz artsın diye. gerçi o "dişil enerji" dediğin şey hazır çorba da değil yani sıcak suyu dökünce kıvamı tutsun. tutmuyor.
öyle kamyoncu gibi küfretmeye, racon kesmeye, elimizi masaya vurmaya bir günde karar vermedik.
kadınların "celal" ismine, erkeklerin de "cemal" ismine doğru zorla sürüklendiği bir dünyada ne yapacağız bu işi nasıl tersine çeviririz bilmiyorum.
ama her şeyden önce birbirimizi anlamamız gerekiyor sanırım. sonra da birbirimize sahip çıkmamız.
5 ocak 2026 /ankara
ezgi akgül
bir gün hep beraber kısır çay yaparken "ya biz bundan sonra eril eril erilelim, gerisini koyverelim!" falan demedik, önce orada anlaşalım.
"kariyer de yaparım, çocuk da" diye diye kadının sırtına iki kişilik değil, beş kişilik yük vurdular güzel kardeşim. "ayaklarının üzerinde dur" dediler, durmaktan varis olduk yemin ederim.
sonra sistem kadına "erkek gibi çalış, ama kadın gibi görün, üstüne bir de anne gibi şefkatli ol, ha bu arada evi de otel gibi temiz tut" dedi. bu kadar bölünmüşlükten şizofreni çıkar, sen kalkmış "dişil enerji" arıyorsun.
e motor mu bu? su kaynattı tabii!
hani bir de sen sıkıntıya gelemem yok ıssız adamım, yok efendim "i am going my way" (mgtow) falan tiplerinde gezerken o kadın klozeti tamir etmek zorunda kaldı ya güzel kardeşim, biz galiba o sırada da az buçuk kaybettik dişil enerjimizi. “ama onlarda…” deme hemen bir dur.
şimdi o sabahın 07.00'sinde metrobüs kuyruğunda, havasız ofislerde, bitmeyen "deadline"ların, ödenmesi gereken kredilerin, kapıya dayanan faturaların arasında kadın nasıl "dişi" kalsın, sen söyle?
patronun "ciro" diye tepene bindiği, bankanın "faiz" diye gırtlağına yapıştığı, ev sahibinin "zam" diye kapıyı aşındırdığı bir dünyada sen kadına "yavaşla, hisset, e arada da süzül" diyorsun.
süzülemez…
ama yine de bir umutla ajda bilezik takmaya, tuzlu su boca etmeye o da olmadı salamura olmaya falan çalışıyoruz dişil enerjimiz artsın diye. gerçi o "dişil enerji" dediğin şey hazır çorba da değil yani sıcak suyu dökünce kıvamı tutsun. tutmuyor.
öyle kamyoncu gibi küfretmeye, racon kesmeye, elimizi masaya vurmaya bir günde karar vermedik.
kadınların "celal" ismine, erkeklerin de "cemal" ismine doğru zorla sürüklendiği bir dünyada ne yapacağız bu işi nasıl tersine çeviririz bilmiyorum.
ama her şeyden önce birbirimizi anlamamız gerekiyor sanırım. sonra da birbirimize sahip çıkmamız.
5 ocak 2026 /ankara
ezgi akgül
