KÖTÜLÜĞÜN BAHANESİ YOKTUR!
İnsan nâkıs ve fâni bir varlık... Fâni; yani ölümlü...
Kusurları ve hatalarıyla insan. Zira akıl verilen özel bir tür olarak irade sahibi aynı zamanda...
Sınırsız değil yani, ilahî koordinatlara göre çizilmiş bir hareket alanı var. Kusurlu olduğu kadar, vuslata göre programlandığı için, mutlak bir yolda olma hâli var. İnsan yolda ol'maya göre dizayn edilmiş.
Bu yolun menzile varabilmesi için, her fıtrata uygun bir görüş mesafesi var. Kimi yakın gider, kimi de uzatır yolu uzunca gider.
Ama bu yolu emin kılan bir emanet de verilmiş insana; nefs...
Nefs, menzile salim ulaşması gereken zorunlu bir emanet. Zira bu emanet insana "yaklaşmaması gereken yasak elmadır"!
Onun korunup muhafaza edilmemesi, dünyaya değip kirletilmemesi gerekir.
Şeytana da bir bakıma "baş kaldıran nefistir" denilebilir. Kim ki nefsine ayar vermeyip nefsin ayartılarına boyun eğer, menzili de cenneti de kaybeder. Huzur'a varamaz. Basîretten mahrum kalır.
Nefs insandaki ol'ma hâlini "ben"e doğru geri çevirir. Yani insanı yoldan çıkarır. Yolu unutan insan, bir anda yolda oyalanmaya, dünya ile tatmin olmaya başlar. Tıpkı küçücük çocuklar gibi...
Nefs, motivasyonunu yitirmiş insanın yoldan çıkma halidir. Kötülüğün merkezi, iyiliğin terk edildiği 'mâsivâdır".
Kim ki kötülüklerine bahane arar, şeytana dost olur. Şeytan içimizdeki kendi ayartılarımızdır, zanlarımız ve hevalarımızdır. Ruha yâr olan kalp varken, bedeni besleyen nefse kulak veren insan için bahaneler mazeretler bitmez bir türlü...
Nefsine yenilen, bu dünyadan öte hayal edebileceği bir yol ve menzil kalmadığı için bundan gayrı dünyaya demir atar. Kurtuluşu ve mutluluğu bu dünyada arar. Vah ki hiçbir şeyde tatmin bulmaz. Bulamaz, zira cennet gibi ebedi yurdundan kovulmuştur. Böylesine bir güzellikten mahrum kalanı dünya tatmin edebilir mi, bu mümkün müdür?
Şeytan da böyle değil miydi? O da pek mutlu ve mesuttu. Kendisine emanet edilen muazzam bir mevkii vardı. O ise bunu kabul etmeyip, Rabb'inin terbiye etmesine isyan etti.
Sonuç malûm... O da bu isyanı sebebiyle dış uyaranların arkasına sığındı, Kerem sahibi Rabb'ini suçladı. Kendisinde kusur arayacağı yerde hatasına sahip çıktı.
Bu nedenle bu dünyada kötülüğe bahane arayanın ondan hiçbir farkı yok.
Kötülük, insanın kendi zaafları sebebiyle nefsine yenik düşmesinin adıdır. Kötülüğe bahane arayanın kendine yaptığı kötülük yalnızca bu dünya ile sınırlı kalmaz; ahiretini de kaybeder.
Ne mutlu yolda ol'mayı kafasına koymuş, bu amaçla da iradesine sahip çıkmanın mücadelesini verebilene...
Selâm olsun böylelerinin nicesine...
@öne çıkar
Kerim Aral
İnsan nâkıs ve fâni bir varlık... Fâni; yani ölümlü...
Kusurları ve hatalarıyla insan. Zira akıl verilen özel bir tür olarak irade sahibi aynı zamanda...
Sınırsız değil yani, ilahî koordinatlara göre çizilmiş bir hareket alanı var. Kusurlu olduğu kadar, vuslata göre programlandığı için, mutlak bir yolda olma hâli var. İnsan yolda ol'maya göre dizayn edilmiş.
Bu yolun menzile varabilmesi için, her fıtrata uygun bir görüş mesafesi var. Kimi yakın gider, kimi de uzatır yolu uzunca gider.
Ama bu yolu emin kılan bir emanet de verilmiş insana; nefs...
Nefs, menzile salim ulaşması gereken zorunlu bir emanet. Zira bu emanet insana "yaklaşmaması gereken yasak elmadır"!
Onun korunup muhafaza edilmemesi, dünyaya değip kirletilmemesi gerekir.
Şeytana da bir bakıma "baş kaldıran nefistir" denilebilir. Kim ki nefsine ayar vermeyip nefsin ayartılarına boyun eğer, menzili de cenneti de kaybeder. Huzur'a varamaz. Basîretten mahrum kalır.
Nefs insandaki ol'ma hâlini "ben"e doğru geri çevirir. Yani insanı yoldan çıkarır. Yolu unutan insan, bir anda yolda oyalanmaya, dünya ile tatmin olmaya başlar. Tıpkı küçücük çocuklar gibi...
Nefs, motivasyonunu yitirmiş insanın yoldan çıkma halidir. Kötülüğün merkezi, iyiliğin terk edildiği 'mâsivâdır".
Kim ki kötülüklerine bahane arar, şeytana dost olur. Şeytan içimizdeki kendi ayartılarımızdır, zanlarımız ve hevalarımızdır. Ruha yâr olan kalp varken, bedeni besleyen nefse kulak veren insan için bahaneler mazeretler bitmez bir türlü...
Nefsine yenilen, bu dünyadan öte hayal edebileceği bir yol ve menzil kalmadığı için bundan gayrı dünyaya demir atar. Kurtuluşu ve mutluluğu bu dünyada arar. Vah ki hiçbir şeyde tatmin bulmaz. Bulamaz, zira cennet gibi ebedi yurdundan kovulmuştur. Böylesine bir güzellikten mahrum kalanı dünya tatmin edebilir mi, bu mümkün müdür?
Şeytan da böyle değil miydi? O da pek mutlu ve mesuttu. Kendisine emanet edilen muazzam bir mevkii vardı. O ise bunu kabul etmeyip, Rabb'inin terbiye etmesine isyan etti.
Sonuç malûm... O da bu isyanı sebebiyle dış uyaranların arkasına sığındı, Kerem sahibi Rabb'ini suçladı. Kendisinde kusur arayacağı yerde hatasına sahip çıktı.
Bu nedenle bu dünyada kötülüğe bahane arayanın ondan hiçbir farkı yok.
Kötülük, insanın kendi zaafları sebebiyle nefsine yenik düşmesinin adıdır. Kötülüğe bahane arayanın kendine yaptığı kötülük yalnızca bu dünya ile sınırlı kalmaz; ahiretini de kaybeder.
Ne mutlu yolda ol'mayı kafasına koymuş, bu amaçla da iradesine sahip çıkmanın mücadelesini verebilene...
Selâm olsun böylelerinin nicesine...
@öne çıkar
Kerim Aral
