-
- Katılım
- 1 May 2020
-
- Mesajlar
- 17,777
-
- Çözümler
- 1
-
- Tepkime puanı
- 48,401
-
- Puan
- 113
Hilal Göründü mü, görünmedi mi? Meselesi
Malumunuz Ramazanın başlaması HİLAL'in görülmesi ile tespit edilir.
Günümüzde Hilal'i gözlemek için 2 yöntem kullanılıyor.
1- Bilimsel hesaplarla "ayın görüleceği vakit" önceden hesaplanır ve herkese duyurulur.
Ancak Mesela Diyanetin duyurduğu gibi büyük Okyanus'ta saat bilmem kaçta, şu kadar yükseklikte 10 dakikalığına görülecek olan Hilal mi başlatır Ramazan'ı yoksa her ülkenin kendisinin hilali göreceği zaman mı Ramazan başlar, soruları NET olarak cevaplanmamış sorulardır.
Bu konuda Hesaplamayı yapan insanların YALAN söyleme ya da hesap hatası yapma ihtimali var mıdır? VAr tabi...
Konunun politikacılar tarafından SİYASİ olarak kullanılıp halkın yanıltılma ihtimali var mıdır? VAr tabi..
2. Geleneksel yöntem: Güvenilir ve yalan söylediğine şahitlik edilmemiş birileri Ay'ı gözlemek için yüksek bir yere çıkar. Ayı gördüklerinde herkese duyururlar ve Ramazan başlamış sayılır.
Bu yöntemde kişinin yalan söyleme ihtimali var mı? VAR tabi.
Bu yöntemde devletlerin konuyu siyasi bir manipülasyon aracı kılma ihtimali var mı? VAr tabi.
Peki bunlardan hangisi İSLAMİ?
Bize BİLİMİ mutlak, kesin, yanılmaz İLİM yani VAHİY kaynağı olarak gösteren 10'larca yıl aldığımız eğitimimiz 1. Yöntemi yani Bilimsel yöntemi kabul etmeye bizi sevk etse de mesele o kadar BASİT değildir.
Dikkat edin biz HZ Muhammed'e inanırız.
Onun Kur'an'ı yani vahyi Allah'tan Cebrail aracılığı ile aldığına inanırız.
Bakın bunlarda biz MÜSLÜMAN'a yani İNSANA itibar ederiz. Ondan BİLİMSEL kanıtlar istemeyiz ZİRA iman pozitivist ilimleri aşan ÜST bir mercidir.
Ne sevginin ne merhametin ne fedakarlığın ne İnsaniyetin ne de İMANIN yani insanı insan kılan hiç bir şeyin MODERN FEN bilimlerinde matematiksel kanıtı yoktur. Bunlar ölçülebilir şeyler değildir.
Üstelik,
Ne ayı KENDİMİZ gözledik ne hesaplamayı kendimiz yaptık? İkisinde de BİRİLERİNE inandık? Yani aslında ikisi de bizim için başkalarından duyulmuş HABER.
Eğer ne idiğü belli olmayan bir Bilim adamının da bize yalan söyleme ihtimali varsa neden göz ardı etttiğimiz yalan söyleme ihtimali bilim adamının ki oluyor? Pekala "ayı gördüm" diyenin yalan söyleme ihtimalini de göz ardı edebiliriz... BU bize ne kaybettirir. Ya da tersi de olabilir.
Kanaatimize göre burada ANA mesele oruca ne zaman başlayacağız meselesi değildir: Zira eğer öyle olsaydı Türkiye, Suud, İran ve Mısır arasında yüz yıla yakın bir zamandır süren soruna çözüm bulunabilirdi.
Mesele SİYASİDİR ve bu ülkelerin arasındaki SEN bana tabi olacaksın, Ben sana tabi olacağım, Lider Müslüman ülke benim çatışmasından kaynaklanan bir problemdir. BU nedenle her ülkenin İKTİDARA yakın İlim Adamlarının her ramazan başlangıcında kendi ülke iktidarlarının haklı olduğuna dair fetva yayımlamaları ADETA rutin görevleri olmuştur.
Peki biz ne yapmalıyız?
Benim kanaatim İslami Hassasiyet sahibi derdi tartışmak olmayan insanlar için orucu bir gün fazla tutmak veya 1 saat fazla tutmak vs. sorun değildir.
Mesele ÜMMETİN birliğidir
Her ne kadar bu ülkeler kendilerini ÖZGÜR BAĞIMSIZ İslam devleti, olarak tanıtıyor olsalar da HEPSİ De bir şekilde Amerikan ve İngiliz emperyalizmi ile direk ilişki içinde olan ülkelerdir. Ve bu Sömürgeci ülkelerin bu coğrafyada 200 yıldır kalabilmeleri yaydıkları fitneler ile olmaktadır
Bu nedenle Müslümanların bir türlü ortak RAMAZAN ve bayram yaşayamamalarını MASUM bir ihtilaf olarak görmemek gerekir
Nitekim Ramazan konusunda çok hassas(?) olan bu ülkelerin FİLİSTİN konusundaki tavırları konu hakkında NET bir fikir verebilir kanaatindeyiz.
Öncelikle
1- Kendi aralarında birliğini sağlayamayan, kendi ailesinde, kendi dostlarıyla, kendi şehrinde, kendi cemaatinde beraberce oruç tutup BAYRAM yapamayan insanların tüm dünya çerçevesinde birliğe talip olmaları Saçmalıktır, demek istiyorum.
2- Müslüman toplulukların ORTAK eylemleri vardır. Abdest, namaz, Ezan, Hac gibi. Oruc'ta bu eylemlerden birdir.
"Allah'u Ekber" der imam, Milyonlarca insan eline kaşığı alır.
"Allah'u Ekber" der imam, Milyonlarca insan elinden kaşığı bırakır.
Bu müthiş bir güçtür. farkına varanlar için müthiş bir duygudur da.
Bu koparsa bir daha bağlanılamayacak müthiş -bir BAĞdır.
Ne dediğini, neyi konuştuğunu bilmekte zorlanan tiplerin, züccaciye dükkanına girmiş fil misali ne yaptığını bilmeden bu BAĞI koparmalarına müsaade etmemeliyiz.
Dedik ya, yarım saat fazla oruçtan, bir gün fazla veya eksik oruç tutmaktan değil de PARÇALANMAKTAN, parça parça olmaktan, zaten içinde bulunduğumuz FİTNE ortamını daha da derinleştirmekten Çok daha fazla korkmalıyız
Allah Doğrusunu bilir.
Bizdeki hikmet buna yetti
Ahmet Hakan Çakıcı

Malumunuz Ramazanın başlaması HİLAL'in görülmesi ile tespit edilir.
Günümüzde Hilal'i gözlemek için 2 yöntem kullanılıyor.
1- Bilimsel hesaplarla "ayın görüleceği vakit" önceden hesaplanır ve herkese duyurulur.
Ancak Mesela Diyanetin duyurduğu gibi büyük Okyanus'ta saat bilmem kaçta, şu kadar yükseklikte 10 dakikalığına görülecek olan Hilal mi başlatır Ramazan'ı yoksa her ülkenin kendisinin hilali göreceği zaman mı Ramazan başlar, soruları NET olarak cevaplanmamış sorulardır.
Bu konuda Hesaplamayı yapan insanların YALAN söyleme ya da hesap hatası yapma ihtimali var mıdır? VAr tabi...
Konunun politikacılar tarafından SİYASİ olarak kullanılıp halkın yanıltılma ihtimali var mıdır? VAr tabi..
2. Geleneksel yöntem: Güvenilir ve yalan söylediğine şahitlik edilmemiş birileri Ay'ı gözlemek için yüksek bir yere çıkar. Ayı gördüklerinde herkese duyururlar ve Ramazan başlamış sayılır.
Bu yöntemde kişinin yalan söyleme ihtimali var mı? VAR tabi.
Bu yöntemde devletlerin konuyu siyasi bir manipülasyon aracı kılma ihtimali var mı? VAr tabi.
Peki bunlardan hangisi İSLAMİ?
Bize BİLİMİ mutlak, kesin, yanılmaz İLİM yani VAHİY kaynağı olarak gösteren 10'larca yıl aldığımız eğitimimiz 1. Yöntemi yani Bilimsel yöntemi kabul etmeye bizi sevk etse de mesele o kadar BASİT değildir.
Dikkat edin biz HZ Muhammed'e inanırız.
Onun Kur'an'ı yani vahyi Allah'tan Cebrail aracılığı ile aldığına inanırız.
Bakın bunlarda biz MÜSLÜMAN'a yani İNSANA itibar ederiz. Ondan BİLİMSEL kanıtlar istemeyiz ZİRA iman pozitivist ilimleri aşan ÜST bir mercidir.
Ne sevginin ne merhametin ne fedakarlığın ne İnsaniyetin ne de İMANIN yani insanı insan kılan hiç bir şeyin MODERN FEN bilimlerinde matematiksel kanıtı yoktur. Bunlar ölçülebilir şeyler değildir.
Üstelik,
Ne ayı KENDİMİZ gözledik ne hesaplamayı kendimiz yaptık? İkisinde de BİRİLERİNE inandık? Yani aslında ikisi de bizim için başkalarından duyulmuş HABER.
Eğer ne idiğü belli olmayan bir Bilim adamının da bize yalan söyleme ihtimali varsa neden göz ardı etttiğimiz yalan söyleme ihtimali bilim adamının ki oluyor? Pekala "ayı gördüm" diyenin yalan söyleme ihtimalini de göz ardı edebiliriz... BU bize ne kaybettirir. Ya da tersi de olabilir.
Kanaatimize göre burada ANA mesele oruca ne zaman başlayacağız meselesi değildir: Zira eğer öyle olsaydı Türkiye, Suud, İran ve Mısır arasında yüz yıla yakın bir zamandır süren soruna çözüm bulunabilirdi.
Mesele SİYASİDİR ve bu ülkelerin arasındaki SEN bana tabi olacaksın, Ben sana tabi olacağım, Lider Müslüman ülke benim çatışmasından kaynaklanan bir problemdir. BU nedenle her ülkenin İKTİDARA yakın İlim Adamlarının her ramazan başlangıcında kendi ülke iktidarlarının haklı olduğuna dair fetva yayımlamaları ADETA rutin görevleri olmuştur.
Peki biz ne yapmalıyız?
Benim kanaatim İslami Hassasiyet sahibi derdi tartışmak olmayan insanlar için orucu bir gün fazla tutmak veya 1 saat fazla tutmak vs. sorun değildir.
Mesele ÜMMETİN birliğidir
Her ne kadar bu ülkeler kendilerini ÖZGÜR BAĞIMSIZ İslam devleti, olarak tanıtıyor olsalar da HEPSİ De bir şekilde Amerikan ve İngiliz emperyalizmi ile direk ilişki içinde olan ülkelerdir. Ve bu Sömürgeci ülkelerin bu coğrafyada 200 yıldır kalabilmeleri yaydıkları fitneler ile olmaktadır
Bu nedenle Müslümanların bir türlü ortak RAMAZAN ve bayram yaşayamamalarını MASUM bir ihtilaf olarak görmemek gerekir
Nitekim Ramazan konusunda çok hassas(?) olan bu ülkelerin FİLİSTİN konusundaki tavırları konu hakkında NET bir fikir verebilir kanaatindeyiz.
Öncelikle
1- Kendi aralarında birliğini sağlayamayan, kendi ailesinde, kendi dostlarıyla, kendi şehrinde, kendi cemaatinde beraberce oruç tutup BAYRAM yapamayan insanların tüm dünya çerçevesinde birliğe talip olmaları Saçmalıktır, demek istiyorum.
2- Müslüman toplulukların ORTAK eylemleri vardır. Abdest, namaz, Ezan, Hac gibi. Oruc'ta bu eylemlerden birdir.
"Allah'u Ekber" der imam, Milyonlarca insan eline kaşığı alır.
"Allah'u Ekber" der imam, Milyonlarca insan elinden kaşığı bırakır.
Bu müthiş bir güçtür. farkına varanlar için müthiş bir duygudur da.
Bu koparsa bir daha bağlanılamayacak müthiş -bir BAĞdır.
Ne dediğini, neyi konuştuğunu bilmekte zorlanan tiplerin, züccaciye dükkanına girmiş fil misali ne yaptığını bilmeden bu BAĞI koparmalarına müsaade etmemeliyiz.
Dedik ya, yarım saat fazla oruçtan, bir gün fazla veya eksik oruç tutmaktan değil de PARÇALANMAKTAN, parça parça olmaktan, zaten içinde bulunduğumuz FİTNE ortamını daha da derinleştirmekten Çok daha fazla korkmalıyız
Allah Doğrusunu bilir.
Bizdeki hikmet buna yetti
Ahmet Hakan Çakıcı
