"HANGİ HOCA DOĞRU?
(Mustafa Tulukçu)
"Millet sürekli aynı soruyu soruyor:
— “Her çıkan hoca farklı konuşuyor. Hangisine inanacağız?”
Ben de diyorum ki:
"Eğer hukukunuzu yargıçlara,
dininizi de ruhbanlara bırakırsanız;
çok geçmeden hem hukuksuz hem de dinsiz kalırsınız."
— Çünkü din, hocanın ağzında değil;
Kitap’ta yazılıdır.
Ve o Kitap sana ilk emrini çoktan vermiştir:
“Oku!”
Kur’an açıkça söylüyor:
"Sana vahyedilene sımsıkı sarıl." (Zuhruf 43)
"İleride Kuran'dan hesaba çekileceksiniz." (Zuhruf 44)
“Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola iletir.”
(İsra 9)
Dikkat edin…
Ayette
“hocalar iletir” demiyor,
“mezhepler iletir” demiyor,
“tarikatlar iletir” demiyor,
"cemaatler iletir" de demiyor.
— Kur’an iletir.
Şimdi buraya çok dikkat:
40 yaşına kadar Resulullah da "Şaşkın haldeydi." (Duha 7)
“Kitap nedir, iman nedir bilmezdi.” (Şura 52)
Sonra ne mi oldu?
— Bizzat kendi ağzından -hem de Kur'an ayeti ile- şu itirafta bulundu:
"Eğer doğru yolu bulmuşsam, bu ancak Rabbimin bana vahyettiği (Kur'an) sayesindedir.” (Sebe 50)
Çünkü Rabbimiz ona, dolayısıyla hepimize müjdeliyordu:
“Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti.” (Nisa 113)
Kardeşim, durum buysa; Resulullah dahi Kur’an’la hidayete ulaşmış, ancak vahiy gelmeye başlayınca Kitap ne İman ne öğrenmişse,
ya bizler doğru yolu nereden öğreneceğiz?
Bizim ne yapacağımız da buradan belli değil mi?
Üsve-i hasene'nin (en güzel model) yolunu yöntemini izlememiz gerekmez mi? (Ahzab 21)
Ama insanlar kolay olanı seçiyor:
— Okumak yerine taklit,
— Anlamak yerine teslimiyet,
— Araştırmak yerine taraftarlık.
— Sen anlat ben dinleyeyim...
Sonra da şaşkın şaşkın soruyorlar:
— Bu kadar farklı görüş nereden çıktı?
Kur’an bunu da önceden haber veriyor:
“Eğer siz vahyin kalesinden çıkarsanız;
insan ve cin şeytanları size aldatıcı, yaldızlı sözler fısıldar.” (Enam 112)
Bu boşluk asla boş kalmaz.
Çünkü ilahi yasa şudur:
— Boşluğu siz rahmani olanla doldurmazsanız, şeytan kendi yöntemi ile doldurur.
Mahşerde insanlar pişmanlıkla şöyle diyecek:
“Eyvah! Keşke falancayı dost edinmeseydim.
Kur’an bana gelmişken beni ondan o saptırdı.” (Furkan 27–29)
"Rabbimiz biz önderlerimize ve büyüklerimize uyduk, onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar." (Ahzab 67)
Ve hepsinden daha acısı…
Mahşerdeki en büyük şikayet,
bizzat Peygamber’den gelecek:
“Ya Rabbi! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bir kitap haline getirdi.” (Furkan 30)
İşte mesele tam olarak budur.
Sorun hocaların çok konuşması değil…
Kur’an’ın az okunmasıdır. Belki de hiç!
Çünkü Allah sana
“Hocayı dinle” demedi.
“Sana vahyedileni oku.” dedi. (Ankebut 45 “Ütlü mâ ûhiye ileyke minel kitâb”)
Sonra
"Aklet, düşün, teakkül, tefekkür, tezekkür, tedebbür et!" buyurdu...
— Bu emirler "bilene danışmaya, fikir alış verişinde bulunmaya" engel değildir elbet. (Nahl 43 - Enbiya 7)
— Ama dominant olmak, taşın altına elimizi koymak şart.
Çünkü istikbalimiz, ebedi geleceğimizdir söz konusu olan?
Yani
dinin emanetini kimseye devretme.
Çünkü dinini başkasına teslim eden,
sonunda aklını da teslim eder.
"Ağaca dayanma çürür, insana güvenme ölür" demişler.
Gel sen "ölmeyen, daima diri olan Rabbine güven." (Furkan 58)
"Ama bunları yapmak zor,
çok zamanımızı alır hem?"
— Haklısın!
Ama ne derdi eskiler:
— Bulduğunuz şeyin kıymeti, ararken harcadığınız emek kadardır!.. "
(Mustafa Tulukçu)
"Millet sürekli aynı soruyu soruyor:
— “Her çıkan hoca farklı konuşuyor. Hangisine inanacağız?”
Ben de diyorum ki:
"Eğer hukukunuzu yargıçlara,
dininizi de ruhbanlara bırakırsanız;
çok geçmeden hem hukuksuz hem de dinsiz kalırsınız."
— Çünkü din, hocanın ağzında değil;
Kitap’ta yazılıdır.
Ve o Kitap sana ilk emrini çoktan vermiştir:
“Oku!”
Kur’an açıkça söylüyor:
"Sana vahyedilene sımsıkı sarıl." (Zuhruf 43)
"İleride Kuran'dan hesaba çekileceksiniz." (Zuhruf 44)
“Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola iletir.”
(İsra 9)
Dikkat edin…
Ayette
“hocalar iletir” demiyor,
“mezhepler iletir” demiyor,
“tarikatlar iletir” demiyor,
"cemaatler iletir" de demiyor.
— Kur’an iletir.
Şimdi buraya çok dikkat:
40 yaşına kadar Resulullah da "Şaşkın haldeydi." (Duha 7)
“Kitap nedir, iman nedir bilmezdi.” (Şura 52)
Sonra ne mi oldu?
— Bizzat kendi ağzından -hem de Kur'an ayeti ile- şu itirafta bulundu:
"Eğer doğru yolu bulmuşsam, bu ancak Rabbimin bana vahyettiği (Kur'an) sayesindedir.” (Sebe 50)
Çünkü Rabbimiz ona, dolayısıyla hepimize müjdeliyordu:
“Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti.” (Nisa 113)
ya bizler doğru yolu nereden öğreneceğiz?
Bizim ne yapacağımız da buradan belli değil mi?
Üsve-i hasene'nin (en güzel model) yolunu yöntemini izlememiz gerekmez mi? (Ahzab 21)
Ama insanlar kolay olanı seçiyor:
— Okumak yerine taklit,
— Anlamak yerine teslimiyet,
— Araştırmak yerine taraftarlık.
— Sen anlat ben dinleyeyim...
Sonra da şaşkın şaşkın soruyorlar:
— Bu kadar farklı görüş nereden çıktı?
Kur’an bunu da önceden haber veriyor:
“Eğer siz vahyin kalesinden çıkarsanız;
insan ve cin şeytanları size aldatıcı, yaldızlı sözler fısıldar.” (Enam 112)
Bu boşluk asla boş kalmaz.
Çünkü ilahi yasa şudur:
— Boşluğu siz rahmani olanla doldurmazsanız, şeytan kendi yöntemi ile doldurur.
Mahşerde insanlar pişmanlıkla şöyle diyecek:
“Eyvah! Keşke falancayı dost edinmeseydim.
Kur’an bana gelmişken beni ondan o saptırdı.” (Furkan 27–29)
"Rabbimiz biz önderlerimize ve büyüklerimize uyduk, onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar." (Ahzab 67)
Ve hepsinden daha acısı…
Mahşerdeki en büyük şikayet,
bizzat Peygamber’den gelecek:
“Ya Rabbi! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bir kitap haline getirdi.” (Furkan 30)
İşte mesele tam olarak budur.
Sorun hocaların çok konuşması değil…
Kur’an’ın az okunmasıdır. Belki de hiç!
Çünkü Allah sana
“Hocayı dinle” demedi.
“Sana vahyedileni oku.” dedi. (Ankebut 45 “Ütlü mâ ûhiye ileyke minel kitâb”)
Sonra
"Aklet, düşün, teakkül, tefekkür, tezekkür, tedebbür et!" buyurdu...
— Bu emirler "bilene danışmaya, fikir alış verişinde bulunmaya" engel değildir elbet. (Nahl 43 - Enbiya 7)
— Ama dominant olmak, taşın altına elimizi koymak şart.
Çünkü istikbalimiz, ebedi geleceğimizdir söz konusu olan?
Yani
dinin emanetini kimseye devretme.
Çünkü dinini başkasına teslim eden,
sonunda aklını da teslim eder.
"Ağaca dayanma çürür, insana güvenme ölür" demişler.
Gel sen "ölmeyen, daima diri olan Rabbine güven." (Furkan 58)
"Ama bunları yapmak zor,
çok zamanımızı alır hem?"
— Haklısın!
Ama ne derdi eskiler:
— Bulduğunuz şeyin kıymeti, ararken harcadığınız emek kadardır!.. "