genelde "mahremiyet", "çıplaklık" falan denildiği zaman akıllara kadınlar geliyor. ve kadınları suçlayan o parmaklar.
insanlığın ar damarı, tek taraflı bir neşterle kesilip atılmadı kardeşler. bu ameliyata giren cerrah da, masaya yatan hasta da suçlu.
evet doğru kadınların bir kısmı, bedenlerini mahremiyetlerini "beğeni" sayacına kurban etmekten zerre hicap duymuyorlar; ne kadar açılırlarsa o kadar var olacaklarını sanan bir yanılgının gönüllü kölesi olmuş durumdalar.
fakat bu tezgâhı kim kurdu?
o tezgâhın önünde ağzının suyu akarak bekleyen, o ucuz gösteriye talip olan erkekler olmasa, hangi kadın kendini bu kadar aşağı çekebilir?
müşterisi olmayan hiçbir mal pazara inmez; kadınlar arz ediyorsa, erkekler talep ettiği için değil mi?
kendi değerini, teninin görünme oranına endeksleyen kadınlar, ruhlarını bir kenara bırakıp sadece etleriyle var olmaya çalışarak kendilerine en büyük ihaneti ediyorlar, bu doğru.
lakin bu ihanetin finansörü kim?
o eti gördüğünde iradesini vestiyere bırakan, gözünü ve aklını o çukura teslim eden erkeklerdir suçun diğer ortağı. kadın, kendini bir seyirlik malzeme yapmaktan utanmıyor olabilir; peki ya erkekler? o malzemeyi röntgenlemek için sıraya giren, o pespayeliği alkışlayan, o düşüşü izlemekten zevk alan erkeklerin onursuzluğu ne olacak?
mahremiyetin duvarlarını yıkan, "benim bedenim" diyerek hakikatte sistemin istediği kalıba giren kadınlar, hür olduklarını sanırken devasa bir endüstrinin süslü mankenine dönüşüyorlar, evet bunda da haklısınız. pornografi sektörünün kadını tüketilecek obje gibi sunarak cinselliği yalnızca ticaret malzemesi haline getirdiği bir dünyada, kadınlar da bu ticarete gönüllü oluyor, o da doğru.
erkek, bakmasa; erkek, talep etmese; erkek, o ucuzluğa prim vermese, kadın kime neyi satacak?
sen o sirkin sadık müşterisi olmasan, hangi yüzsüzlük kendine sahne bulabilir?
kadın teşhir ederek alçalıyor, doğru; ama erkek o teşhire muhtaç kalarak, o düşkünlüğüyle bu çarkı döndürerek sefilliğin dibini sıyırıyor.
biraz da bunu konuşalım.
ezgi akgül
22 ocak 2026 / ankara
insanlığın ar damarı, tek taraflı bir neşterle kesilip atılmadı kardeşler. bu ameliyata giren cerrah da, masaya yatan hasta da suçlu.
evet doğru kadınların bir kısmı, bedenlerini mahremiyetlerini "beğeni" sayacına kurban etmekten zerre hicap duymuyorlar; ne kadar açılırlarsa o kadar var olacaklarını sanan bir yanılgının gönüllü kölesi olmuş durumdalar.
fakat bu tezgâhı kim kurdu?
o tezgâhın önünde ağzının suyu akarak bekleyen, o ucuz gösteriye talip olan erkekler olmasa, hangi kadın kendini bu kadar aşağı çekebilir?
müşterisi olmayan hiçbir mal pazara inmez; kadınlar arz ediyorsa, erkekler talep ettiği için değil mi?
kendi değerini, teninin görünme oranına endeksleyen kadınlar, ruhlarını bir kenara bırakıp sadece etleriyle var olmaya çalışarak kendilerine en büyük ihaneti ediyorlar, bu doğru.
lakin bu ihanetin finansörü kim?
o eti gördüğünde iradesini vestiyere bırakan, gözünü ve aklını o çukura teslim eden erkeklerdir suçun diğer ortağı. kadın, kendini bir seyirlik malzeme yapmaktan utanmıyor olabilir; peki ya erkekler? o malzemeyi röntgenlemek için sıraya giren, o pespayeliği alkışlayan, o düşüşü izlemekten zevk alan erkeklerin onursuzluğu ne olacak?
mahremiyetin duvarlarını yıkan, "benim bedenim" diyerek hakikatte sistemin istediği kalıba giren kadınlar, hür olduklarını sanırken devasa bir endüstrinin süslü mankenine dönüşüyorlar, evet bunda da haklısınız. pornografi sektörünün kadını tüketilecek obje gibi sunarak cinselliği yalnızca ticaret malzemesi haline getirdiği bir dünyada, kadınlar da bu ticarete gönüllü oluyor, o da doğru.
erkek, bakmasa; erkek, talep etmese; erkek, o ucuzluğa prim vermese, kadın kime neyi satacak?
sen o sirkin sadık müşterisi olmasan, hangi yüzsüzlük kendine sahne bulabilir?
kadın teşhir ederek alçalıyor, doğru; ama erkek o teşhire muhtaç kalarak, o düşkünlüğüyle bu çarkı döndürerek sefilliğin dibini sıyırıyor.
biraz da bunu konuşalım.
ezgi akgül
22 ocak 2026 / ankara
